| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Gürhan Demir Portfolyo Alanı

Kişisel portfoyo alanım. Sitede çekim teknkleri ve fotoğrafçılık adına herşeyi bulabilirsiniz.

Yazılar arşiv 05.2007 Other entries in 2007-05 resimler , videolar

SÜRREALİST FOTOĞRAF

Fotografa son Avant-Gard etki Dadaizm ve Sürrealizmden gelmistir. Sürrealist fotografçilik resimle her zaman iç içe olmus ve Duchamp'in yapitlarindan büyük destek almistir. Bunun yaninda otomatizmden ve rüyalarin incelenmesinden çikan fantastik meyil cinselligin önde oldugu, fetisist bir karakter ortaya çikarmistir. Bu fikirler, dönemdeki fotografçilarin kolajlar, birlestirilmis görüntüler, montajlar gibi teknikler ortaya koymalarini saglamistir. Bunun sonucunda, 20. yy sanati ve fotografinda çok yeni düsünceler ve fikirler dogmus, büyük etkilesimler gerçeklesmistir.

Fotografin bir çok sanatsal kompozisyona kolaylikla montaj seklinde uygulanabilmesi, önemini arttirmistir. Özellikle Dadaist grup birçok farkli nedenden dolayi fotomontaj teknigini kullanmistir. Marks Ernst'ün ve Andre Breton'un bir çok eserinde bu teknik görülmektedir. Sürrealistlerin görselligin dogasini tanima, ögrenme ve anlama süreçleri oldukça uzun sürmüs ve üzerinde çok düsünmüsler, bu uzun sürece Dadaizm adini vermislerdir. Bundan hemen sonra Paris'teki ilk Avant-Gard'lar onlarmisçasina, mekanik yeniden sunumlarin ve direkt kaydetme yöntemlerinin üzerine süratle egilmislerdir. Sürrealistler fotografi 'modern görüntünün gerçekçi yansimasi' olarak algilamislar ve suni endüstriyel bir dil olarak görüp, geleneksel resmin özelliklerini hem bozdugunu hem de gelistirdigini düsünmüslerdir.

Sürrealistler, 1924 yilinda 'La Revolution Surrealiste' adi altinda bir dergi çikarmislar ve ayni dönemde bir grup kurmuslar, bu çalismalarinin sonucu, bir çok degisim ve gelisme geçirmislerdir. Bu dergideki görsel ve teorik üreticiler arasinda her zaman büyük bir dayanisma olmustur. Bu dergi disindaki çalismalarinda da Sürrealistler her zaman bir derginin etrafinda toplanmislardir. Bu dergiler, çalismalarini daha mükemmel yapmalarini ve seslerini duyurmalarini saglamistir. Sürrealistler, fotografin diger sanat tekniklerine oranla daha rahat sergilenebildigini ve daha kolay taniminin yapilabilecegini farketmisler, bu yüzden desteklemislerdir. Sonuçta Sürrealist dergilerde fotografa çok önemli bir yer verilmistir.

Sürrealistler dogru iletisim kavramini tahrip etmisler ve karsit ideolojilerin ayni dökümanda yayinlanabilecegini savunmuslardir. Bunun yaninda, Freud'un etkisi altinda seksüel elementleri açiga vurmuslardir. Bu yüzden Sürrealistlerin eserlerinde her zaman çok ön plana çikmis bir erotik karakter görülmektedir. Bunun diger bir nedeni de yirmili yillardaki cinsel tabulara karsi bir tepki olmustur. Sonuçta Sürrealizm cinselligi o döneme kadar en ön plana çikaran akimdir.

Sürrealist fotografçilardan baska ressamlar da fotografla ilgilenmislerdir. Magritte ve Dali fotografi resimlerinin reprodüksiyonlarini almak amaci disinda düsünsel anlamda çogu kere kullanmislardir. Dali 'Coskunun Fenomeni' adli kolajinda baskalarinin çektigi fotograflari birlestirerek bu coskuyu belirginlestirmistir. Bu fotograflar çok farkli kontekslerden alinmis ve farkli bir islev yüklenmistir. Her fotograf birbiriyle iliskisi sonucunda farkli manalar tasir. Bu fotograflarin çogu Brassai tarafindan çekilmistir, fakat bize yansiyan Dali'nin ihtiraslari ve cinsel açligidir. Ayni dönem Magritte'in yaptigi fotograf çalismalari ise resimlerine paralellik gösterir. Fotograflarinda ayni resimlerindeki ugursuz ölüm sessizligi ve hareketsizlik dikkat çekmektedir.

Sürrealist fotografçilarin bir çogu sadece fotograf çekmekle kalmamislar, bunun yaninda resim, heykel ve siir gibi sanat dallariyla da ilgilenmislerdir. Bir çogunun diger sanat dallarinda da bir çok önemli eseri bulunmaktadir ve bir çok eser, resmin ve fotografin müsterek kullanilmasi ile ortaya çikmistir. Bu yüzden 20.yy fotografi hem Sürrealizmden çok etkilenmis, hem de Sürrealizm tekniklerini çok etkilemis ve onun ayrilmaz bir parçasi olmustur.

  1. KRAUSS,Rosalind., LIVINGSTON, Jane. L'Amour Fou: Photography and Surrealism. New york: Abevilla Press 1985.
  2. NEWHALL, Beaumont. The History of Photography. London: Secker and Warburg 1982
  3. LEMAGNY, Jean-Claude., ROUILLE, Andre.(ed.) A history of photography. (trans.) LLOYD, Janet.
  4. Cambridge: Cambridge University Press 1987.

ÖZEL EFEKTLER


Fotografcılığın gerçeği yansıttığı sanılır, fakat bazı teknik bilgilerle neredeyse bir resim kadar ilginç resimler yapabilirsiniz. Vücutları saydam, ağaçları gerçek dışı bir hale getirebilirsiniz ve hatta kendi manzaranızı oluşturabilirsiniz. Elbette, hiç kimse bunu her zaman yapmak istemez, fakat bir özel etki görsel bir anlatıma dramatik etki verebilir ve bazen ilginç dizaynlar yaratabilir.

Değiştirilmiş görüntülerin daha çok, üzerinde düşünülmesi gereken sorular sorduklarında veya kanıtlamak istediğiniz bazı noktaları işaret ettiklerinde işe yaradığını unutmayın. Örneğin; armut resmi nesneleri şekil olarak mı, yoksa doku olarak mı tanımladığımızı sorgular. Bir fotoğraf ağız ile tüneli karşılaştırıyor, bir diğerinde sandalyeye oturuluyor mu?

Düşsel görüntüler iki tiptir. Otobüs ve demiryolu/ağız resimlerinde olduğu gibi normal görüntüsünden tamamen farklı olan şok resimler, diğer ise ilk bakışta normal görünen fakat daha sonra alışılmadık ve değişik birşeyler içerdiği farkedilen fotograflardır (portre ve armut resimleri gibi). Her iki tip de başlangıçtan itibaren dikkatli bir planlamayı gerektirir. Elbette tesadüfen temel bir fikir edinebilrisiniz, fakat daha sonra genellikle görsel olanaklardan tam anlamıyla yararlanarak üzerinde çalışmak gerekir. Yüz ifadeleri, eşyalar ve ışık gibi destekleyici detaylara dikkat etmek suretiyle ifade etmek istediğiniz herhangi birşeyigüçlendirebileceğinizi de unutmayın. Her zaman mümkün olduğunca basitleştirin, resimden ne kadar çok şeyi uzaklaştırırsanız o kadar iyi olur.


KAMERA EFEKTLERİ

Normal fotoğraf çekimi teknik hile içermeyebilir, fakat kameranın önünde sahne oluşturmak gerçeğin ve fotoğrafçılığın ustaca bir bileşimidir. Örneğin armut (mat beyaz boyalı) üzerine portakal dokusu görüntülemek için slayt göstericisi kullanabilirsiniz.Gösterici fotoğraf makinasına çok yakın olmalı ve yalnızca meyvayı aydınlatacak şekilde maskelenmelidir. Arka plandaki gölgeler, ayrı bir aydınlatmayla yok edilmelidir. Bu fotoğraf B tipi renkli filmlerle daha iyi görünür.

Yine bir fotoğraftan kesilmiş, ayakta duran bir insan figürünü bir süt şişesinin içine koyduktan sonra yeniden fotoğraflayarak küçülmüş adam fotoğrafı yaratabilirsiniz.

Alternatif olarak, ayakta duran bir insanı büyük bir poster görüntüsünün bir parçasının önünde fotoğraflayabilirsiniz. Aynı ekranda farklı makinalarla göstermek yoluyla iki veya üç adet renkli slaytı birleştirmenin de bir çok yolu vardır.Baskı sırasında yaptığımız gölgeleme işlemi gibi perdedeki görüntülerde de maskeleme uygulayarak tek bir görüntü elde edince siyah-beyaz veya B tipi renkli filmle fotoğrafını çekebilirsiniz.

Sandalyedeki kız fotoğrafı için, basit, üst üste iki kez çekim yapan fotoğraf makinasına ihtiyaç vardır. Bu fotoğrafın çekiminde yalnızca oda ışığı kullanıldı ve f/16 diyafram açıklığında , 4 saniye poz değeri bulundu (tripot kullanarak) B enstantenede çekim yapıldı. Kız sandalyede otururken 2 saniye pozlandı, daha sonra kız kalkarken objektif siyah kartla kapatıldı ve boş sandalye 2 saniye daha pozlandı. Siyah ve düz bir elbise seçilmesinin sandalyenin desenlerinin ortaya çıkmasına yardım ettiğine buna karşın hırkanın sandalye görüntüsünün dikkat çekmesi ve böylece beden formu vermesi için yeterince beyaz olduğuna dikkat edin.

İki veya üç kez pozlayarak ve her biri arasında fotoğraf makinasını hareket ettirerek çok çeşitli görsel efektler elde edilebilir. Ağaç girdabı, her biri 1/60 saniye, f/11 olmak üzere üç kere pozlandı, fotoğraf makinası tripot üzerinde her defasında eşit miktarda hafifçe yana eğildi. Elbette fotoğraf makinası bir kaç defa çekim yapma özelliğine sahip olmalı. Rotasyonun merkezinin nerede olacağı dikkatlice kontrol edilmeli ve görüntünün uygun bir yeri ile aynı noktaya gelmesi sağlanmalıdır.


KARANLIK ODA TEKNİKLERİ

Ağız/tünel fotoğrafı baskı sırasında görüntüleri birleştirmenin tipik bir örneğidir. İki negatif de son görüntü düşünülerek seçilmiştir. İlk önce ağız negatifi iç kısmı ve fotoğrafın sol alt köşesi tüm pozlama süresince maskelenerek büyütüldü ve pozlandı. Daha sonra kartın bu pozlanmamış bölümlerine demiryolu negatifi pozlandı, kartın geri kalan kısmı maskelendi. Maskeleme iki görüntünün kenarlarının birleştiği ve üst üste geldiği yerleri yumuşatmalı.

Bazen, teknik yönlendirmeler bir görüntüyü basitleştirmek için kullanılır. Örneğin; yalnız ağaç, öncelikle baskı kalıbına dönüştürülerek, sade, yarı negatif-yarı pozitife dönüştürüldü. Kullanılan teknik solarizasyondur. İlk önce ağaç çok sert karta basıldı, fakat gelişmenin tamamlanması için gereken sürenin 4'te 3'lük bölümünde ışık bir kaç saniye açıldı. İşlem tamamlandıktan sonra baskının bir başka sert karta kontak baskısı alındı. Yeniden şekillendirilen otobüsün altında yatan görsel fikir, onu yerinde duramayan bir ata dönüştürmekti. Otobüs normal olarak fotograflandı, fakat baskı yapılan kağıt baskı tablası üzerinde düz olarak tutulmak yerine uç kısmı yukarı kaldırıldı. Agrandizör lensi iyice kısılmalı ve kağıdın ışığa en yakın olan en yüksek bölgesi maskelenemelidir. Kıvrılmış kağıdı sıkıca baskı tablasına yapıştırın. Bu tür değiştirmelerde en iyi görüntü, sade arka planlarla elde edilir, aksi takdirde çok fazla şekil değişiklikleri oyunu bozar. Özetlemek gerekirse: -Olağandışı görüntü ile sonuçlanan her teknik hatayı dikkatle incele. Yanlışlıkla oluşmuş bir görüntü berbat olabilir, fakat bu hata bilinçli bir şekilde uygulandığında verimli olabilir.

- Özel teknikler uğruna yoldan çıkmayın. En güçlü görüntüler (önemsiz de olsa) altında yatan bir düşüncesi olandır. Mümkün olduğunca son görüntüyü önceden hayalinizde canlandırın ve planlayın.

- Amaçladığınız görüntüye ulaşmak için en basit yöntemi deneyin.

- Fotograftaki her ögeyi özenle hazırlayın, böylece mesajınız güçlenir ve uyguladığınız hileler dikkatten kaçmış olur.

CAMERA OBSCURA

Ingiliz dilinde igne deligi (pinhole), fotograf literatüründe ise karanlik oda ya da karanlik kutu (camera obscura) adiyla anilan fotograf teknigi oldukça basit bir ilkeye dayanir. Söz konusu ilke, bugünkü bilgilerimize göre, yaklasik olarak milattan önce besinci yüzyildan beri bilinmektedir. Çinli düsünür Mo Ti, deneysel gözlemleri sonucunda, karanlik bir ortama açilan küçük bir delikten giren isigin disarida bulunan isikli nesnenin tümüyle basasagi bir yansimasini meydana getirdigini yazmisti.

Isik isinlari ile arastirmaci insanin zeka piriltisinin çakismasi, kuskusuz, Mo Ti ile sinirli kalmadi. MÖ 4. yüzyilda Aristo; 10. yüzyilda ise isik isinlarinin dogrusal yayilimi ilkesini bulan Ibn Al-Haytam; 15. yüzyilda Leonardo da Vinci ve Paolo Toscanelli; 16. yüzyilda Gemma Frisius ve 19. yüzyilda Sir David Brewster karanlik bir ortama açilan igne deliginden sizan isigin giziyle ilgilendiler.

Sir David Brewster'in karanlik oda/kutu teknigiyle 1850'lerde elde ettigi ilk fotografik görüntüler, izleyen yillarda Crookes, Spiler, Abney gibi isimler tarafindan gerek malzeme gerekse teknik açisindan gelistirildi.

Karanlik oda/kutu teknigiyle yapilan fotograf çalismalari, günümüzde de film ve kart malzemeleri disinda 19. yüzyil sonundaki teknigin aynisi ile yürütülmektedir.

Gerek teknik, gerekse tanim çok basittir: Karanlik oda/kutu fotografi, objektifsiz fotograftir. Bilinen fotograf makinalarindaki objektiflerin yerini, 0,25-1 mm çapindaki bir delik alir. Isik bu delikten geçer ve karanlik ortam saglayan kameranin içinde bulunan isiga duyarli yüzey üzerinde bir görüntü olusturur.

Bu teknik için kullanilan kameralar küçük ya da büyük olabilir. Deniz kabuklarindan, sekerleme, kola hatta kibrit kutularindan ya da eski buzdolabi, karavan gibi iri hacimli nesnelerden ya da isik geçirmezligi saglanmis bir odadan kamera olarak yararlanmak mümkündür. Basit bir ilke olarak, isik geçirmeyen her kapali ortam, bir igne deliginden sizan isikla camera obscura'ya dönüsebilir.


CAMERA OBSCURA

Isik yalnizca hayatin degil, sanatin da kaynagi. Varolusun bu ele avuca sigmaz çocugu, karanlik çaglardan bu yana ele geçirilmek isteniyor . Kimi zaman elmaslarda ya da kristallerde aranan bu hakimiyeti, karanlikta aramayi düsünebilen ilk kisi Aristo'dur. Bir igne deliginden geçecek kadar sinirli isik demetinin, geçtigi yerdeki nesneleri hafizasinda barindirarak sirlarini karanlik bir odanin duvarina açacagini da ondan baska kim düsünebilirdi ki ? Bu antik çag bilgesinin açtigi igne deliginden sizan isik , yüzyillar sonra bir rönesans çilgininin yüzüne düstü. Leonardo usta, isik ile karanlik arasindaki antik bagintiyi yeni çaga tasidi . Hiç kuskusuz , tarih , varolanin disindakini arayan çilginlarla dolu. Yari saman yari çilginlardan biri de Joseph Nicephor Niepce idi . Bu isik tutkunu , 1826 yilinda, isigi kagit üzerine hapsetmeyi basardi. Bu isik ve zaman hapishanesine , fotograf adi verildi . Fotografin tarih içindeki serüveni , fotografin zaman içindeki serüveninden çok daha öncelere uzanmakta. Ne ki , kimi yari çilgin yari samanlar günümüzde de yasamlarini sürdürüyorlar. Ve onlar hala igne deliginden sizan isigin pesindeler. Iste, Aristo' nun verdigi adla camera obscura yani karanlik kutu fotograflari bu sayede karsimiza çikiyor. Farkli bir isik , farkli bir perspektif , farkli bir dünya sunarak .

 
 

Karanlık Oda Teknikleri 2

TEMIZLIK

Söylemeye gerek yok yalnizca çok temiz, çiziksiz ve diger hatalardan yoksun negatifler mükemmel baski verir. Sikayete yol açan ve kolaylikla kaçinilabilecek nedenler parmak izleri ve kurumus su damlalarinin biraktigi izlerdir.


NEGATIF DEGERLENDIRMESI

Normal fotograf çalismasi sirasinda hangi negatifin basilacagi, hangisinin basilmayacagi konusuna negatif kalitesinden çok konunun önemi ve fotografsal çekiciligi esasina göre karar verilir. Surasi da unutulmamalidir ki, ilginç ve anlam yüklü bir fotograf teknik olarak hatali bir negatiften basilsa bile daima, çikarildigi negatif ne kadar mükemmel olursa olsun, siradan ve sikici bir fotografa tercih edilir. Fakat bu gerçek, fotografçiyi bir negatifi teknik üstünlük bakimindan nasil degerlendirecegi konusundan alikoymaz. Bu iki nedenden dolayi zorunludur.

  1. Mümkün oldugu sürece, deneyimli fotografçilar pozlarini basamaklarlar, bu ayni konunun benzer fotograflarinin baska türlü, çok az farkli f/stop veya örtücü hiziyla bir çok defa çekilmesidir. Bunun nedeni, en azindan bir tane mükemmel negatif elde edilebileceginden emin olmaktir. Siyah-beyaz fotografçilikta bu tür ardisik pozlamalar arasindaki fark 2 f/stop'a esit olmalidir. (Modern siyah-beyaz fotograflarin isiklama genligi çok büyüktür, dolayisiyla daha küçük varyasyonlar bosuna olabilir, daha genis olanlar ise en iyi pozlamayi kaçirmakla sonuçlanabilir.) Normal kontrastli konularin fotograflanmasinda, 3 pozlamayi içeren basamaklama genellikle yeterlidir. Birincisi; pozometreden saglanan bilgiye göre yapilmalidir. Ikincisi; 4 kati uzun (diyafram 2 durak açik), üçüncüsü; birincinin bir çeyrek kati uzunlugunda (diyafram açikligi birinciye göre 2 durak kisilir). Normal kontrasttan daha çok, konu isin içindeyse 4 veya 5 kati farkli pozun basamaklanmasi ögütlenir. Film banyo edildikten sonra, fotografçi serinin en iyisini baski için seçer. Bunu yapabilmek için negatifi nasil degerlendirecegini bilmelidir.
  2. Negatifler arasinda bir seçenek olmasa bile bir fotografçi, uygun dereceli kagidi seçebilmek ve hatali pozlama nedeniyle yersiz harcamalarda bulunmaksizin, tatmin edici bir baski için negatifi dogru olarak degerlendirmeyi bilmelidir.
Negatifi degerlendirirken fotografçi netlik, yogunluk, kontrast, gren ve temizlik konularini gözönünde tutmali ve asagidaki konulari da hesaba katmalidir.


YOGUNLUK VE KONTRAST ILISKISI

Yogunluk ve kontrast iki farkli, bagimsiz negatif nitelikleridir. Bununla beraber öyle bir sekilde birlestirilebilirler ki hangisinin hangisi oldugunu bulmak zor olabilir. Buna ek olarak gerçekte yogunluk; film isiklamasi ve gelistirmesi, kontrast; konu kontrasti ve film gelistirmesinden etkilenir. Su çok açik olmalidir, bazen belirli bir etkinin ya da hatanin kaynagini tanimlamak çok güçtür. Örnegin, bir negatif ya çok isiklanmistir ya da çok gelistirilmistir ve bu yüzden çok fazla yogundur ve tabii ki filmin ayni zamanda çok isiklandirilmis ve çok gelistirilmis olmasi da mümkün, bu durumda negatif yogunlugu asiri olacaktir. Böyle neredeyse benzer sekilde siyah olan bir negatif, doyurucu bir baski olusturmaya gelince tamamen umutsuz olabilir, fakat mantiksiz görünse bile daha ince ve görünüste daha iyi olan bir negatife tercih edilebilir. Eger fotografçi filmini çok fazla pozlamissa bu sorun olabilir, belki belli belirsiz oda isigindan parlak disari isigi çekimine geçerken örtücü hizini degistirmeyi ya da objektifi kismayi unutmus olabilir. Simdi, elde edilecek negatifin yogunlugunu artiran asiri pozlama ayni zamanda negatifin kontrastini azaltabilir. Bu nedenle eger fotografçi gelistirme zamanini kisarak pozlama hatasini düzeltmeye çalisirsa (ki zayif bir negatif elde eder, fakat kontrasti azaltabilir.) zaten halihazirda yetersiz olan negatif kontrastini daha da azaltabilir, belki konu ile ilgili tatmin edici bir baski elde etmek için en sert kagit bile yeterince kontrastli olmayacaktir.

Kötü bir sekilde fazla pozlanmis bir filmi kurtarmanin dogru yolu onu bilinçli olarak çok gelistirmektir, çünkü bu kontrasti artirir. Diger bir deyisle fazla pozlama dolayisiyla kaybedilen kontrast fazla gelistirme yoluyla yeniden kazanilabilir. Tabii ki böyle bir negatif tamamiyla siyah olabilir, fakat bu süper yogunluk kimyasal indirgeme yoluyla kolaylikla normale geri getirilebilir. Sonuç, normal kontrast ve yogunlukta bir negatiftir.

Yukaridaki tartisma sunu açiga kavusturmalidir, pozlama ve gelistirme, biri digerinin etkilerini yogunlastirabildigi veya yok edebildigi ölçüde birbiriyle iliskilidir. Bu nedenle gelistirme mümkün olabildigince film pozlanmasina göre ve film pozlamasi konu kontrastina göre düsünülmelidir. Mümkün olabildigince denmesinin nedeni eger az ve çok isiklanmis negatifler, ayni film rulosunda dogru pozlanmis olanlarla yan yana çikarsa, açiktir ki kötü olanlari uygun gelistirme degistirmeleri yoluyla kurtarmak imkansizdir. Fakat eger tüm film seridi ya çok ya da az pozlanmissa gelistirme seklindeki degistirmeler bazen kötü yapilmis bir isi kurtarabilir. Bu bakimdan fotografçi asagida siralananlari bilmelidir.

  • Dogru pozlama + Normal gelistirme = Normal kontrast ve yogunlukta bir negatif.
  • Dogru pozlama + Uzatilmis gelistirme = Normal kontrast ve yogunluktan daha yüksek kontrast ve yogunlukta bir negatif.
  • Dogru pozlama + Kisaltilmis gelistirme = Normal kontrast ve yogunluktan daha düsük kontrast ve yogunlukta bir negatif.
  • Asiri pozlama + Normal gelistirme = Düsük kontrastli fakat normal yogunluktan yüksek yogunlukta bir negatif.
  • Asiri pozlama + Uzatilmis gelistirme = Normal kontrastli fakat asiri yogun bir negatif.
  • Asiri pozlama + Kisaltilmis gelistirme = Normal kontrasttan düsük kontrastli fakat normal yogunlukta negatif.
  • Az pozlama + Normal gelistirme = Normal kontrasta yakin fakat düsük yogunlukta negatif.
  • Az pozlama + Uzatilmis gelistirme = Yüksek kontrastli ve normal yogunluga yakin negatif.
  • Az pozlama + Kisaltilmis gelistirme = Düsük kontrastli ve çok düsük yogunlukta negatif.
Net olmayan negatif net olmayan baski verir ve bu konuda hiçbir sey yapilamaz. Yogun negatifler, derecelemeye göre normal, yumusak ya da sert olabilir, fakat daima daha grenli ve baskisi, normal yogunluga sahip negatiflerden daha zordur.

Zayif negatifler, normal, yumusak veya sert olabilirler. Bunlar gölge detaylarinda çogunlukla hatali baski verir.

Yüksek kontrastli negatifler, grinin orta dereceli gölgelerinde hatali baski verir. Düsük kontrastli negatifler, beyaz ve siyahin normal olarak birlikte çikmadigi, düz baski verir. Grenli negatifler, grenli baski verir. Negatif derecelemesine gelince gren etkisi yumusak dereceli kagida baski yapmakla minimize, sert dereceli kagida baski yapmakla maksimize edilebilir. Kirli negatifler, kirli baski verirler ve yalnizca spotlama ve rötus yoluyla kurtarilabilirler. Baskida konu kontrastini düsürmek için bolca isiklanir ve gelistirme zamani kisa tutulur. Gerekirse yumusak dereceli kagida baski yapilir.

Baskida konu kontrastini artirmak için az isiklanir ve gelistirme zamani hatiri sayilir ölçüde artirilir ve gerekirse sert dereceli kagida baski yapilir. Hala geçerli olan eski bir kural vardir: Siyah-Beyaz fotografçilikta süphe halinde ve özellikle konu çok kontrastliysa, çok isiklandirma bakimindan yanilmak az isiklandirmaya tercih edilir. Çok fazla negatif yogunlugu, ya baski isiklamasinda benzer bir artistan ya da negatifin kimyasal indirgemesiyle ilgili olabilir. Fakat en basarili gelistirme teknigi bile yetersiz isiklamadan dolayi filmde olmayan bir detayi hatira getiremez.


GELISTIRMEYI NE ETKILER?

Film bir kez isiklandigi zaman bazi negatif nitelikleri degismez bir sekilde sabitlendigi ve digerleri normal formunda birakildigindan mükemmel bir negatif için mücadele yari yariya kazanilmis demektir. Bir negatif ya nettir ya degil (objektif ya dogru ya yanlis odaklanmistir); negatif bulanik olabilir (örtücü hizi konunun hareketini dondurmak ya da pozlama sirasinda makinenin hareketini dengelemek için çok yavastir); negatifin temel yogunlugu kararlastirilmistir (film ya dogru ya da yanlis pozlanmistir); temel derecesi sabitlenmistir (konu kontrasti, film tipi ve isiklamanin birlesik etkisi dolayisiyla); temel gren yapisi belirlenmistir (film tipi tarafindan). Simdi, basardigi bu iyiyi hatali gelistirme yoluyla bozmamak fotografçiya baglidir ve eger mümkünse yapabilecegi hatalari aninda düzeltmelidir. Bu asagidaki faktörlerin dogru olarak seçimi ve degisimi yoluyla yapilabilir.

  • Gelistiricinin tipi,
  • Gelistiricinin sicakligi,
  • Gelistirme süresi,
  • Gelistiricinin aktivitesi,
  • Çalkalama sekli,

Gelistiricinin Tipi: Normal kosullar altinda film üreticisinin tavsiye ettigi gelistiriciyi kullanmak asla yanlis degildir. Eger durum uygun degilse, tabii ki sartlar ve fotografçinin amaci seçimi belirlemek durumundadir:

  • Eger solüsyon sicakligini normalin üzerine yükselmekten alikoymak imkansizsa belki bir tropikal gelistirici,
  • Eger az pozlama süphesi varsa bir yüksek enerji gelistirici,
  • ve ince gren gelistirici eger 35 mm ya da daha küçük negatiflerden çok büyük baskilar yapilmak zorundaysa vs

Gelistiricicin Sicakligi: Bütün kimyasal reaksiyonlar gibi, film gelistirme de isidan etkilenir. Gelistirici sicakligini yükseltmek gelistirmeyi hizlandirir, negatif kontrast ve yogunlugunu artirir, greni yükseltir ve film emülsiyonunun kabarmasina yumusamasina yol açar, sonunda agsilasmaya, erimeye ve tabaninda yüzmeye baslar. Aksine gelistirici sicakligini düsürmek gelistirme hizini yavaslatir ve gelistiricinin öngörülmeyen bir sekilde etkimesine neden olur, ta ki gelistirici etkimesini tamamiyle durduruncaya kadar. Normal ya da standart derece bütün fotografik süreç için 68 F'dir.

Gelistirici Süresi: Isiklanmis gümüs tuzlarini, metalik gümüse indirgemek için, gelistirici film emülsiyonunu yaymalidir, bu zaman alici bir süreçtir. Gelisme yüzeyde baslar ve asamali olarak daha derin yüzeylere yayilir, gelistirici giderek daha çok isiklanmis gümüs kristalini metalik gümüse çevirir ve zamanla görüntü derece derece güç kazanir. Negatifin zayif oldugu durumda, konunun gölgeli ve karanlik alanlarinda, yalnizca emülsiyonun yüzey grenlerine isik çarpmis olacaktir. Gelistirme, tabii ki bu alanlarda isiklanmis alanlardan daha çabuk tamamlanir, güçlü isik gümüs tuzlarinin daha derin katlarini da harekete geçirir.

Sonuç olarak devam eden gelismeyle birlikte görüntü öncelikle çok isiklanmis alanlarda, yalnizca yogunluk degil kontrast da kazanir, gölgeli alanlarin gelisimi göreli olarak çabuk tamamlanmasina karsin, parlak alanlarin gelismesi uzun bir süre devam eder ve yogunluk kazanir. Eger fotografçi bu süreci çok erken keserse, kullanilabilir bir baski elde etmek için fazla ince ve kontrastsiz bir negatif elde edecektir. Aksine eger gelistirmeyi bitirmeden önce çok fazla beklerse, baski için imkansiz degilse bile fazla yogun, fazla kontrastli ve zor bir negatif elde edecektir.

Gelistiricinin Aktivitesi: Tavsiye edilen gelistirici süresi daima özel sicaklik, özel gelistirici ve güç veya hareketlilikle ilgilidir. Gelistiricinin gücü 3 faktöre baglidir; 1-Içerdigi aktiflerin yapisi, 2- Gelistirici solüsyonunun sulandirilmasi, 3- Banyonun dayanma derecesi. Bu nedenle, deneyimli fotografçilar gelistiriciyi ya da sulandirilmamis eriyigi hazirlarken çok dikkatle ölçmeli, belli miktarda çözeltide halihazirda gelistirilmis negatif sayisinin hesabini tutmali, gelistiriciyi haddinden fazla kullanmamali, uygun zamanda tazeleyiciyi eklemeli ve çözeltiyi etkisiz hale gelmeden önce atmalidir. Deneyimli fotografçilar, oksitlenmenin herhangi bir gelistiricinin kullanma süresini kisalttigini ve gücünü zayiflattigini da bilir (Saklama siseleri daima agzina kadar dolu tutulmalidir.) kullanilmis bir gelistirici , kullanilmamis olandan daha hizli bozulur, agzi kapali bir sisede saklanan çözeltinin bile raf ömrü sinirsiz degildir.

Çalkalama Sekli: Çalkalamanin amaci, gelistirmenin yan ürünlerini emülsiyon yüzeyinden yok edip, filmin bütününe devamli taze gelistirici yayilmasini saglayarak düzgünce gelistirilmis negatifler elde edilmesini saglamaktir. Çalkalama oranini artirmak gelistirme oranini artirir, asiri veya yetersiz çalkalama gelistirmeyi öngörülmez hale getirir. Bu nedenle film gelistirci ve gelistirici tanki üreticileri tarafindan yayinlanan çalkalama sekline iliskin talimatlar, eger önerilen gelistirme süresi herhangi bir anlam ifade edecekse (?), harfi harfine izlenmelidir. Diger önemli bir faktör de tankin boyutudur. Tank ne kadar küçükse (ve gelistirici miktari ) çalkalama sekli de o kadar önemli olacaktir.

Gelistirme boyunca yanlis çalkalama çizgili, alacali ve çok yogun veya çok zayif negatiflerin ortak nedeni oldugundan fotografçilar su konulara özen göstermelidirler: Çalkalamanin sekli mekaniksel olarak ne kadar ayniysa, akinti sürekli ayni alana ayni sekilde çarpip çalkalamayi ve buradan akinti yönündeki yogunlugu artiracagindan sonuç da o kadar kötü olacaktir. Aksine çalkalama sekli ne kadar gelisigüzelse o kadar iyidir.

Yetersiz çalkalama alacali ve az gelismis negatiflere neden olur. Asiri çalkalama, özellikle gelistiricide makarayi asagi yukari kuvvetlice sallamak, fazla gelistirmeye ek olarak, film eni boyunca düzensiz yogunluk çizgilerine yol açar.


Zaman-Sicaklik yoluyla Gelistirme:

Gelistiricinin tipi, aktivite durumu, sulandirma derecesi, sicakligi, çalkalama sekli ile gelistirme süreci arasindaki iliski, beklenen sonuçlarin yalnizca tüm bu faktörlerin dikkatlice kontrolü ile elde edilebilecegini ortaya koyar. Sözü edilen bütün elemanlar, gelistirme süresi hariç, fotografçiya tanidik oldugundan bu göründügünden daha kolaydir. Bununla beraber, gelistirme zamani, gelistiricinin sicakligi ile dogrudan iliskili oldugu için bu kalan faktör de film üreticilerinin ürünlerine ekledikleri tabloya basvurmak suretiyle asilabilir. Fotografçi dogru gelistiriciyi, dogru etkide kullanmak suretiyle (sulandirilmamis veya 1:1 sulandirilmis, örnegin bir ölçü su, bir ölçü gelistirici) gelistiricinin aktivite durumu açisindan tazeliginden emin olur ve tabloda gösterilen çalkalama biçimini izler, bütün yapacagi sey gelistiricinin sicakligini ölçmek, uygun kolondan, uygun gelistirici süresine bakmak ve buna göre devam etmektir. Filmleri bu esasa göre gelistirmeye zaman ve sicaklik yoluyla gelistirme denir. Bu ilk pankromatik filmin çikisiyla modasi geçen inceleme (denetleme) yoluyla gelistirme yöntemine göre daha üstün bir yöntemdir.

Deneyimli fotografçilar, konunun kontrastina ve pozlama durumuna göre özel negatiflerin kontrast ve yogunlugunu artirmak veya düsürmek için film üreticileri tarafindan tavsiye edilen gelistirici süresini degistirmek isteyebilirler. Pratikte gelistirici süresinde ayarlamalar yapmak, gelistiricinin sicakliginda ayarlama yapmaya daima tercih edilir. Gelistirme sürecindeki her bir artis ve azalis (normale göre), yogunluk ve kontrastta arzulanan degisimin normale göre büyüklügüne baglidir. Sasmaz tahminler yapmak imkansizdir, fakat normal gelistirme zamanina göre % 25'e kadar artis ve azalislar çok uç durumlar disinda yeterlidir. Fotografçilarin kendi testlerini yapmalari ve kendi özel tablolarini düzenlemeleri ögütlenir, bir kez bu bilgiler bir araya getirildiginde, sonsuza dek geçerli olur.

ÇERÇEVENİN SAYDAMLIĞI

Fotograf diger geleneksel gorüntuüerin aksine, sentezden çok secim'e (selection) dayali bir görüntü üretme biçimidir. Fotografci görüntüsünü varolandan seçerek olusturur. Bu tür temel bir siniflama, fotografin çerçevesi ile olusturulur. Çerçevenin içine nelerin dahil edildigi, görüntünün anlamini direk olarak belirleyen unsurlardir. Baska bir deyisle, Çerçevenin içindeki ögeler degistikce görüntünün anlami da degismektedir. Görüntü çerçevesi içine dahil edilen ögeler arasinda kendiliginden bir iliski kurulur. Çogunlukla bu iliski sözkonusu ögelerin gerçeklik içindeki baglamlarinin olusturdugu iliskilerden farkli olarak ortaya çikar Fotografci eger kalabalik içinden yalnizca iki kisiyi Görüntü çerçevesine dahil ederse, artik bu kisiler arasinda gerçekte varolmayan ancak, ögelerin yeni baglami acisindan geçerli olabilecek bir iliski baslamis olur. John Hillard'in unlu Cause of Death serisi, çerçeveleme olgusu ve görüntünün anlami arasindaki iliskiye uygun bir örnektir.

Gercekligin içinde ortaya çikan 'anlamlar çok boyutlu iliskilerin ürünleridirler. Daha çok olay ve nesnelerin yalnizca görünümlerinde sakli oldugu düsünülen bu yapilar, görünümlerin çok ötesinde farkli iliski boyutlarinda ortaya çikarlar Söz konusu görünümlerin içinde gelistigi tarihsel baglam - (temposal/historical context) - anlamin temel belirleyici unsurlarindandir. gerçeklik içindeki anlam yapilarinin temel olarak kültürel ve ideolojik kodlamaya tabi oldugu söylenebilir.

Fotograf görüntüsü gerçekligin içinden yalnizca bir bölümünü kendisine konu olarak alir. Bu çekim anindaki "çerçeveleme" davranisiyla gerçeklesir. Gerçeklik fotograf görüntüsünden her zaman daha fazladir (larger). Kendi içinde anlam açisindan tutarli bir bütündür. Fotograf görüntüsü bu gerçeklik yapisina dahil degildir ve kendiliginden çerçevelenmeye hazir beklememektedir. Çogu zaman konunun herhangi bir biçimde çerçevelenmesi ile ilgili olarak fotografi çekenin karsisina çok fazla sayida seçenek çikar Ancak daha sonra olusan kendi yapisiyla sözkonusu gerçeklige katkida bulunabilir, onun içinde yer alabilir. Bir fotografin kendi görsel sinirlarini çizen fotografik Çerçevenin önemi, baska bir fotografin fotografi çekildiginde daha belirginlik kazanir. Bu durumda herhangi bir fotografin konusunun iki boyutlu baska bir fonograf mi, yahut da gerçekligin kendisi mi oldugu sorusu eger aksini kanitlayacak bir görsel ipucu yoksa daima cevapsiz kalir. Ancak Çogu kez fotografin gösterdikleri açisindan da böyle bir sorunun sorulmasinin bir önemi yoktur. Böylelikle fotografin fotografi (photograph of photographs) isaret ettigi gerçeklikle ister istemez ayni düzleme gelir.

Gerçeklik, fotografa konu edilen bölüm disinda da anlamli bir süreklilik gösterir. Bu süreklilik yalnizca akip giden fiziksel zamanla ilgili degildir, ayni zamanda mekansal ve ayni zamanda anlam açisindan da geçerli olan bir sürekliliktir. fotografi çeken kimse bu süreklilik içinden bir bolumu görüntüsüne konu olarak seçer. Bu anlamda her fotograf görüntüsünün belli sinirlari vardir. Fotografik Görüntü çerçevesinin sinirlari bir anlama kavusacak bazi ögeleri, yasanan siradan gerçeklikten ayirdigi için önemlidir. "Karmasik bir kesme eylemi" olarak da nitelenebilecek bu fotograflama davranisiyla elde edilen parçanin özellikleri butun içinde korumus oldugundan da farkli bir yapiya dönüsür.

Fotograf çeken kimsenin butun teknik süreç boyunca belki de verdigi en önemli karar bu asamada ortaya çikar Bu karar ayni zamanda bir isleten olarak fotografçinin aygitla birlikte ve aygita karsi girismis oldugu mücadelenin en somutlastigi noktadir. çerçeveleme karari bir ölçüde fotografin teknik surecinin sonuna kadar varligini korur. Diger asamalarda farkli iliskileri, farkli anlamlari sonuçlayacak degisik Görüntü düzenlemelerine gidilebilse dahi, bu tur eylemler hep verilen ilk çerçeveleme sinirlari içinde gerçeklesmek zorundadir.

Fotografik Görüntü çerçevesi, geleneksel görüntülerin ve diger teknik görüntülerin (sinema, video vb.) sahip olduklarina oranla önemli yapisal farkliliklar gösterir. Geleneksel görüntüler sözkonusu oldugunda, Çerçevenin yalnizca içi önem kazanir. görüntünün kendisi bu sinirlar için (conceived).

Bu tur görüntüler kendi çerçeve sinirlari disindaki uzantilari ima etmezler. görüntünün kendi çerçevesinin disina tasmasi da sözkonusu degildir. Bu açidan kendi içlerinde bütünlüklerini koruduklari, çerçeve sinirlari disindaki bazi olasiliklari sorgulayacak birtakim durumlarin dogmasina gerek birakmadiklari sonucuna da kolaylikla varilabilir. Görüntü ögelerinin de bu baglam disinda varliklarini herhangi bir biçimde sürdürdükleri söylenemez. Sözkonusu çerçeve sinirlari icinde ve orasi için yaratilirlar. Bu sinirin disina çikan bir iliskiden de sözetmek mümkün degildir.

Teknik görüntülerin çerçevelenmesi sözkonusu oldugunda durum daha farklidir Teknik görüntülerin üretilme biçimi ve buna bagli olarak, gerçeklikle olan yakin iliskileri konunun çok özel bir hal almasina neden olmaktadir. Ister geleneksel görüntüler, isterse teknik görüntüler sözkonusu olsun, çerçevelemenin her zaman belli bir niyet dogrultusunda olusturuldugunu söylemek yanlis olmayacaktir. Teknik görüntüler aygit tarafindan "secim" (selection - özellikle fotograf sözkonusu oldugunda) üretilirler. Bu tur görüntülerin, görüntüye kaynaklik eden gerçeklige göre konumlarinin ne oldugunun arastirilmasi da dogaldir. çerçeve içine dahil edilenler her zaman "fazla olan" (larger) dan seçilirler. görüntüler izlendiginde de yapilan bu secim ve gerisindeki niyet çoklukla bilinç düzeyinde degerlendirilir. Çerçevenin cindekiler beraberinde nelerin ve niçin disarda birakildigi sorusunu da kendiliginden gündeme getirirler. Sinema bu konudaki gerçek niyetini gizlemekte daha basarilidir.

Fotografik çerçeve, fotografi çeken kimse tarafindan bazi ölçütlere bagli olarak olusturulur. Ancak bu eylemin arkasindaki niyetin varligi da yadsinamaz. çerçeveleme karari fotografi çeken kimse tarafindan, fotograf makinesinin konumuna, görüs açisina bagli olarak verilir. Bu da sonsuz sayidaki bileskeler içinden bazilarinin seçimini gerektirir. Aygit programi dahilinde isletenin iradesinin en fazla belirginlestigi asama olarak da görülebilir. fotografi çeken kimse içinde bulundugu gerçeklikten bir bölümünü bu çerçeve içine dahil eder. Bu ögeler özgün baglamlarindan koparilarak, daha farkli anlamlar doguracak yeni bir iliski içine sokulurlar.

Fakat fotografik Görüntü, üretim biçimi ve dolayisiyla gerçeklikle olan siki baglari nedeniyle her zaman çerçeve disinda biraktiklarini neredeyse gösterdikleriyle es düzlemde gündeme getirir. Bir fotograftaki bina görüntüsü hakkinda her zaman su sorular sorulabilir; binanin arkasinda ne vardir, binanin önünden devam eden sokak nereye çikmaktadir, yaninda hangi yapilar bulunmaktadir veya bu yapi nerededir vb... Bu sorular sözkonusu fotografin gösterdiklerinden çok çerçeve disinda biraktiklari/göstermedikleriyle ilgilidir. Çogunlukla geleneksel bir Görüntü için geçersizdirler.

Sinemada "çerçeve" hareketlidir. çerçeve konu ile birlikte, yada mekan içinde ayni çekim içinde hareket eder veya ard arda gelen çekimler farkli çerçeveler olustururlar. Bir çekimde çerçeve disinda kalanlari, bir sonrakinde baska acilardan göstererek olasi sorularimizin cevabini verir. Herhangi bir eksiklik duygusunun yasanmasina olanak tanimaz. Ve kosulsuz onun düzenledigi pencerelerden izlememiz gerektigini yumusakça dayatir. (or.:dikis kurami vb.,). çerçeve disinda kalanlarin farkina varilmasi bu konuda bir takim sorularin dogmasi o görüntünün güvenirligine, belli niyetler dogrultusunda secim'e dayali bazi kurgularin yapilmis oldugu gerçegini de açiga cikarir. özellikle sinemada bu tur kaygilarin dogmamasi gerekir. Izleyicinin dayatilan "görüs"u mümkün oldugunca sorgulamasiz kabul etmesi ve tecrübesini de ona göre düzenlemesi beklenir.

Dolayisiyla eksiklik duygusu fotografik çerçevedeki gibi yasanmaz. Izleyicinin çerçeveleme islemi arkasindaki niyetin farkina varmasina izin verilmez. Kamera hareketleri ve konumunun her çekimde farklilasmasi bu güvenirligi ve nesnelligi saglar.

 
 

KARANLIK ODA TEKNİKLERİ

Teknik anlamda, bir fotograf yapmak, bir filmi pozlamakla (exposure) baslar. Görsel olarak, yukarida belirtildigi gibi pozlanmis bir filmle, pozlanmamis bir film arasinda fark yoktur; resim orada olmasina ragmen, hala gizli bir sekildedir. Ortaya çikarmak için, film banyo edilmelidir. Banyo filmi negatife dönüstürür. Negatif fotografin asil formuna baski yolu ile dönüsür. Fotograf teknigi usullerinin önemine gelince, daha iyi negatif, daha iyi baski demektir. Herhangi bir negatifin kalitesi hakkinda karar vermenin üç faktörü; odaklama (focusing) , isik ve baskidir. Kamerayi odaklamak negatifin netliginin derecesini belirler. Lens yanlis odaklanmissa negatif net olmayacaktir ve bu konuda hiçbir sey yapilamaz. Dogru olarak odaklandiginda net olmasi gerekir, fakat yine de bulanik olabilir. Pozlama sirasinda kamera kazara hareket ettirilmistir veya konu çok hizli hareket ettigi için seçilen örtücü hizi görüntüyü film üzerinde dondurmak için çok yavastir. Fakat net bir negatif bile bulanik bir baskiya yol açabilir. Çünkü, agrandizörün lensi dogru olarak odaklanmamistir veya kagit pozlanirken agrandizör sallanmistir veya titremistir veya negatif odak yüzeyinden pozlama sirasinda ayrilmistir. Kameradaki filmi pozlamak, olusacak negatifi iki açidan belirler; netlik ve yogunluk. Seçilen pozlama süresi, hareket eden konunun görüntüsünü dondurmak için veya pozlama sirasinda dikkatsizlik nedeniyle kameranin sallanmasiyla görüntünün bulanik olmasini engelleyemeyecek kadar yavassa negatif net olmayacaktir; pozlama film hizi ve aydinlatmanin parlakligina göre çok uzun veya çok kisa ise negatif iyi bir baski için ya çok yogun ya çok zayif olacaktir. Pozlanan filmin banyo edilmesi, negatifi yogunluk, kontrast, gren yapisi ve bir ölçüye kadar netlik açisindan belirler. Banyo süresi çok uzun veya çok kisa ise, banyo sicakligi çok yüksek veya çok düsükse veya kullanilan banyo tipi film için uygun degilse, faktör veya faktörlerin bilesimine bagli olarak negatif çok yogun, çok zayif, çok kontrast, düsük kontrastli, çok grenli olabilir. Fazla banyo edilmis veya çok grenli negatifler asla çok iyi negatiflerden yapilmis baskilar kadar iyi baski vermez. O zaman mükemmel negatif nedir?


MÜKEMMEL NEGATIF

Mükemmel bir negatif, fotografçinin maskeleme veya bölgesel yakma gibi her türlü yönlendirmeye basvurmasina gerek kalmaksizin 2 veya 3 numara karta çok iyi baski veren negatiftir. Ne yazik ki bu ifade açik olmasina ragmen bir baska soruya yol açtigindan çok yardimci degildir. Iyi baski nedir? Bu asamada konu karmasiklasmaya baslar. Çünkü bir fotografçiyi tatmin eden bir baski, diger bir fotografçi tarafindan çok koyu, çok kontrast, çok açik veya çok düz oldugu için begenilmeyebilir. Dahasi, normal olarak bir baskinin "grensiz " olmasi gerekirken , fotografçi tarafindan fotografinin etkisini artirmak için tasarlanarak ve basariyla kullanilan grenin yaratici anlamlari oldugu söylenir. Ayni sekilde, normal olarak netlik iyi bir baski için birincil gereksinmelerden biri olmasina ragmen, bazen kismen veya tamamen netsizlik soyut nitelikteki bir konuyu resmin izleyicisine aktarmak için gerekli olabilir. Baska bir deyisle, bir durumda çok iyi olan bir negatif, diger bir durumda pekala hatali olabilir, ya da tersi. Bir tane degil, birçok mükemmel negatif tipi vardir. Özel bir durumda, mükemmel bir baski üretebilmek için fotografçi, asagidaki 5 negatif niteligini göz önünde tutarak, negatifini konusunun dogasina, konu kavramina ve fotografin amacina uydurmalidir.

  • Netlik
  • Yogunluk
  • Kontrast
  • Gren yapisi
  • Temizlik


NETLIK

Yalnizca bir tür netlik olmasina ragmen (daha önce söylendigi gibi, bu odaklamanin baslica fonksiyonudur.)netsizlik bir negatifte kendini 4 farkli sekilde gösterebilir.

Genel Yönsüz Netsizlik kamerayi yanlis odaklamak veya odaklamayi tamamen ihmal etmenin sonucudur, örnegin; basit bir kameranin lens ayarini portreden manzaraya çevirmeyi unutmak, bu yaygin bir hata çünkü konu göstergede hala net görünmektedir. Eger, genel netsizligin derecesi çok küçükse (hata, siklikla 35 mm negatiflerde bulunur.) buna sunlardan biri neden olabilir.

- Objektif ; yapisi nedeniyle çok net filmler çekmeye yeterli degildir (bazi yüksek hizli ve ucuz objektiflerin hatasi).
- Objektifin odak degistirme problemi vardir (Böyle objektifler, kullanilan her bir diyafram araligina bagli olarak, konunun görüntüsünü filmden farkli uzakliklarda net odaga getirirler). Bu hatayi yok etmek için, objektif çekimin yapilacagi ayni diyafram ayariyla odaklanmalidir.
- Objektif kir, parmak izi ve buharla kaplanmistir (Bu sonuncusu, makinayi dondurucu soguktan dogrudan isitilmis bir odaya alip, objektife isinma süresi taninmaksizin çekim yapmaktan kaynaklanir).

Kismi Yönsüz Netsizlik Iki nedeni vardir; ya makina objeden yanlis uzaklikta özensizce odaklanmistir, böylece de konu yerine arka plan ya da ön plan keskinlesmistir, ya da objektif konunun tüm derinligini içermek üzere, net olarak belirlenen bölgenin derinligini içine alacak sekilde kisilmamistir.

Kismi Yönlü Netsizlik ; Hareket halindeki bir konunun görüntüsünü dondurmak için örtücü hizinin çok düsük olmasinin bir sonucudur (Yalnizca hareket eden konu bulanik çikmistir, hareket etmeyen statik kisim ise net çikmistir).

Genel Tek Yönlü Netsizlik Pozlama sirasinda kameranin hareket etmesinin bir sonucudur. Bu durumda bütün bir fotograf ayni seklilde bir yönde bulanik olarak ortaya çikar. Önemsiz, küçük durumlarda belki genel yönsüz netsizlikten ayirt edilmesi güç olabilir ve bu durumda hatanin nedenini bulmak için negatifin bir büyüteç altinda incelenmesi gerekir.


YOGUNLUK

Baskinin pozlanmasini belirleyen en önemli faktör negatifin yogunlugudur. Mükemmel negatifin genel yogunlugu öyle olmalidir ki, baski pozlamasi ne anormal bir sekilde uzun ne de kisa olmalidir. Zaman alici ve can sikici olmasinin yani sira çok uzun pozlasalar agrandizörün fazla isinmasina, negatifin odak yüzeyinden ayrilmasina neden olur ve kagit asiri pozlama, güvenlik isigi veya agrandizörden sizan bir isik nedeniyle sislenmeye baslar. Çok kisa pozlama dogru zamanlamayi zorlastirir ve maskelemeyi imkansizlastirir. Uygun pozlama zamani ortalama olarak 10 saniyeden 25 saniyeye kadar uzanir.

Ortalama konularin negatifleri, gölgeler ve parlak noktalarda baski yapilabilir detaylari içeriyorsa, normalde mükemmel kabul edilir. Örnegin; eger negatifin en zayif bölgeleri (konunun en karanlik veya gölge bölgeleri) farklilastirilmis ve az da olsa benzer sis yogunlugu veya parlaklik içermiyorsa ve negatifin en yogun bölgeleri (konunun en parlak noktasi) dereceleme gösteriyorsa ve çok koyu alanlari az degilse (ki bu en fazla resme bulanik bir görüntü verecek sekilde baskida farklilastirilmamis gri seklinde görünür). En parlak nokta fotografta tam beyaz baski vermeli ve negatifte de koyu siyah olmalidir.

Sonuç olarak, yukarida belirtilen dezavantajlara ek olarak, çok yogun negatifler daha az net, daha grenli ve odaklamasi normal olandan daha zor oldugu için, derecelemesinin tatmin edici olmasi sartiyla, en zayif alanlarinda gerekli ayrintilari gösteren en zayif negatif normalde baski için seçilmesi gerekendir.

Tatmin edici olmayan negatif yogunlugu ya hatali pozlamanin ya hatali gelistirmenin ya da her ikisinin bilesiminin bir sonucudur. Fazla pozlama ya da asiri gelistirme negatifi çok yogun; yetersiz pozlama veya yetersiz gelistirme ise çok zayif kilar.


KONTRAST

Kagit derecelerini belirleyen en önemli faktör yogunluk derecesine esittir: Yüksek kontrastli negatif, yüksek ve düsük yogunluk alanlari arasindaki farkin çok büyük, düsük kontrastli bir negatif de en zayif ve yogun alanlar arasindaki farkin küçük oldugu bir negatifdir. Esasen hiç bir negatif tipi digerinden daha iyi degildir (ne de, bu konu için, normal bir negatiften daha iyi). Çünkü etkili olabilmek için, belli tip fotograflar kontrast derecesinin yüksek olmasini gerektirir, digerlerinin fotograflanan konunun esasini yakalamasi düsük kontrastli olmasina baglidir. Bununla beraber, bir çok durumda mükemmel negatifin genel yogunlugu, onun yogunluk derecesinden bagimsiz olarak 2 ve 3 numarali kagida basarken düzgün bir baski verecektir.

Tatminkar olmayan negatif kontrasti, ya anormal konu kontrasti (normal disi düsük yada yüksek olabilir) ya yanlis film seçilmesi (çok kontrastli veya yumusak) ya da hatali gelistirmenin sonucu olabilir. Sonuncu durumda, fazla gelistirme, yüksek gelistirici sicakligi ya da yüksek kontrastli gelistirici kullanmak kontrasti artirir ve az gelistirme, çok düsük gelistirici sicakligi veya düsük kontrastli film kullanilmasi negatif kontrastini düsürür.


GREN

Film duyarkatinin dogal bir parçasidir. Yüksek hizli filmlerin çogu düsük hizli filmlerden daha kalin gren yapisina sahiptir, buna karsin yavas filmlerse neredeyse tamamen grensizdir. Bu özellik bir dereceye kadar uygun isiklama ve gelistirme kombinasyonu ile degistirilebilir (artirilabilecegi gibi, küçültülebilir). Ince grenli gelistiricide çok az uzatilmis pozlama, çok az kisaltilmis gelistirici süresi ile baglantili olarak negatifi standart gelistiricide normal gelistirmeyle baglantili olarak normal pozlamanin ürünü negatiflerden yalnizca daha yumusak degil, ayni zamanda daha grenli yapar. Özel olarak ince grenli bir gelistiricide gelistirilen normal hizli filmler, baskida kötü grenli bir görüntü olmaksizin 10, 15 kez büyütülebilen (35 mm'den 16 x 20 cm'ye) negatifler elde etmeye elverislidir. Daha ortalama baski boylarinda (35 mm negatif için 11 x 14 cm'e kadar, daha genis negatifler için biraz daha genis ) standart gelistirici ve normal hizli film kombinasyonu gerçekte grensiz büyütmeler olusturabilir, bu da pozlamanin, filmin yeteri kadar gölge detayini almasini saglayacak kadar çok olmasi ve gelistirmenin yeterince kisa olmasi sartiyla, normal kontrastli negatifler olusturmak dahasi göreli olarak düsük genel yogunlugu olusturmakla mümkündür. Gren, negatifin yogunluguyla ve sirasiyla banyo süresiyle artar, kontrastin çok düsük oldugu negatifler yüksek kontrastli kagida baskiyi gerektirir. Bunun dogal sonucu olarak bu film grenini yumusak ve normal dereceli bir kagittan daha yüksek bir dereceye çikarir.

Bununla beraber, ilginç bir gerçektir ki, yüksek çözme güçlü ve ince grenli filmler en net baskilari verecekler diye bir sey yoktur. Daha kesin olarak baskilar, düsük çözme gücüne sahip ve kalin grenli negatiflerden yapildigi zaman daha net çikabilir. Bu özellikle ana hat ve detaylarin net olarak seçilemedigi, bunun sonucu olarak de resim formunda gözün tam olarak odaklayacagi bir seyin bulunmadigi düsük kontrastli konularda ortaya çikar. Ayni konuyu betimleyen grenli baski, ayni sekilde farklilastirmadan yoksun olmasina ragmen göze üzerinde toplanacagi bir sey sunar -film greni. Gren baskinin tek gerçek parçasi oldugunda grenli baski gözü yaniltarak gerçekte daha net ve grensiz olandan, daha net çikar.

Devam edecek

ÇIPLAK-PORTRE

Anası babasıyla oturduğu Poitiers'den yazmıştı. On dokuz yaşında bir kızdı. Fransız yazınında çocuk yiyen dev konusunda bir yüksek lisans tezi yapmak istiyordu. Bu konunun kuyumcusu olduğum düşüncesindeydi. Kendisine bir randevu vermeyi kabul eder miydim?

 

Ettim, verdim. Kısacası, bir nisan sabahı, köyümün küçük istasyonuna onu almaya gittim. Ben erkek deve benzemediğim gibi o da dişi deve benzemiyordu. "Unisex" giysilerin sildiği bir görüntü üzerinde, güzel, sivri, nerdeyse kesici, kestirme bir yüz, fazla ağırbaşlı. Nerdeyse yaşına göre diye ekleyecektim, gençlikle kaygısızlığı, yirmi yaşla yaşam karşısında oburluğu birleştirme alışkanlığımız öylesine güçlü. Sanki yirmi yaşında olmak kolay ve eğlenceliymiş gibi! Yuvarlak yanaklar ve ordan oraya atlayan gözler belki de yaşama yerleştikten sonra, güven verici kesinliklerle, rahat çevrelerle gelecekti.

 

Evi, yazı atölyesini, kitap kalesini, resim ambarını gördü. Gelecek romanın dölyataksal (1) parçalarının yayılmış masadan çok, fotoğraf laboratuvarına, eski 4x5 Inch MPP ingiliz makinesinden Minolta'nın en son örnekçesine dek fotoğraf makinelerine ilgi gösterdi. Sonra da, uzun uzun, buradan çıkmış olan denemelerin-portrelerin, görünümlerin, çıplakların üzerine eğildi.

"Sizin de fotoğrafınızı çeksem?"

"Evet ya, neden olmasın?"

"Makinelerle ışığı hazıryayayım."

"Ben de yandaki odada hazırlanayım."

 

1. Dölyatağına "gebeliğin gerçekleştiği içörgen", diyor sözlük. Aynı tanım beyine, bir başka gebeliğin gerçekleştiği şu öteki içörgene de uyabilir.

 

Ne yalan söylemeli, evet, birkaç düzlemden oluşmuş bu yalın yüz, dışa vurmuş gizlemi olabilecek olanın-olayların, nesnelerin, kişilerin-bekleyişi içinde tükenen bu ateşli bakış hoşuma gidiyordu. Her türlü dekoru silip karla kaplı bir alan gib konuyu yalıtlayan ak kağıt fonu açtım. Biner vatlık iki spotu taktım. Portre çekiminde benzersiz olan 90 mm'lik Elmarit objektifi seçtim.

"Hazırmısınız?"

"Hazırım."

 

Ayaklarına serilen ışıktan oluşan göz kamaştırıcı plajda korkusuzca ilerledi. Bir yanlış anlama mı olmuştu? Cennet'te Havva gibi çıplaktı. "Fotoğraf" derken "portre" diye düşünmüştüm. O "çıplak" anlamıştı. Ama bir şaşırtı daha vardı : bu beden yüzünün haber verdiği beden değildi -çok uzaktı ondan- : hoşluklarla, yuvarlaklılarla dolu, alımlı, nerdeyse ürkek, olabildiğince dişi bir bedendi. ‹nsan varlığının iki "kat" ı arasındaki bu çelişkiyle ilk kez karşılaşmıyordum. Daha önce de iyiden iyiye çökmüş bir yaşlı adam maskesi altında çeviklik ve tazelikle görkemli bedenler, gevşeyip şişmiş tuluklar üzerine oturtulmuş porselen gibi ince ve kuru başlar, şakacı ve uçarı bir sivri küçük kız yüzü giymiş, verimlilikle dolup taşan görkemli anaç kadın bedenleri görmüştüm.

 

Bir çıplak fotoğrafında yüz -ruhun gözbebeği- ile beden -toprağın dost cisimleşimi- arasındaki zorunlu uyumun ne tehlikeli bir denge oluşturduğu bilinince, kendisiyle uyuşmayan bir ağzın, bir burnun, iki gözün varlığı nedeniyle hayranlık verici bir tenin görüntülerinin nasıl bozulduğunu görmüş olunca, insan fotoğrafçının kararsızlığını anlar. Ne yapmalı? içgüdüyle, sıkı sıkı portre tasarıma sarılıyordum. Fotoğraf demiştim ama portre diye düşünmüştüm. Vazgeçmeye yanaşmıyordum. Böylece Havva'mın bir dizi portresini çektim...

 

Şimdi bu portreler gözlerimin önünde ve onlar yardımıyla birşey bulguladığıma inanıyorum içtenlikle. Hem portre vardı, hem de çıplak fotoğrafı. Çıplak-portre'yi bulmuştum. Bir kadının, bir adamın, bir çocuğun çıplak -portresini mi yapmak istiyorsunuz? Modelinizin üstündekileri tümüyle çıkarttırın. Sonra yüzü ve yalnız yüzü çevreleyerek fotoğraflarınızı çekin. Kesinlikle söylüyorum ki, bu portreler üzerinde görünmez çıplaklık açık bir kitap gibi okunacaktır. Nasıl mı? Neden mi? Orası hiç kuşkusuz bir gizlem.

 

Aşağıdan gelen bir tür parıltı, bir tür filtre gibi etki gösteren bir bedensel türüm söz konusudur, sanki çıplak ten yüze doğru bir sıcaklık ve renk buğusu salıyormuş gibi. Doğmak üzere olan, ama henüz görünmeyen güneşin varlığıyla tutuşmuş çevrenleri düşünüyor insan. Bu tensel yansıma portre için her zaman zenginleştiricidir, bir utanç ve hüzün izi taşıdığı zaman bile. Çünkü kimilerinin şarabı hüzünlü olduğu gibi, çıplaklığı içli olabilir insanın. Ama çıplak-portrenin baskın yanı özel bir ayrımdır daha çok, içinde gözüpeklik, cömertlik, aynı zamanda bir şenlik havası bulunan bir ayrım, çünkü böyle taşınan bir çıplaklık aynı zamanda hem karşılıksız, hem olağandışıdır, armağanlar gibi. Bunun tersine, sıradan portrenin -çıplak yüz, giyinik beden- üzerinde yüzün, giysilerden oluşmuş bir manken üzerindeki bu tek canlının sürgünlüğü, kıravatla, gömleğin yakasıyla bedendn koparılmış durumda, yalnızlığının bunalımı okunur. Gündüz giysilerden oluşmuş bir zindana, gece çarşaflardan bir kozaya kapattığımız bu kocaman, kırılgan ve içli dışlı hayvan -bedenimiz-, en sonunda havaya ve ışığa bırakılınca, gözlerimize dek yansıyan sevinçli ve saf bir varlıkla çevreler sanki bizi.

 

Çıplak -portrenin aydınlattığı yüzde yakalayıp yalıtladığı da bu yansıma işte.

 

Kısa Düzyazılar. Çeviren: Tahsin YÜCEL. Yapı Kredi Yayınları 1993. s.96-98

SAHNE FOTOĞRAFÇILIĞI

Bu güne değin fotograf konusunda çok şey yazıldı ve söylendi. Sergiler, paneller, seminerler, sempozyumlar yapıldı. Yeterli olmasa da fotograf albümleri yayınlandı. Üniversitelerimizde "Fotograf Ana Sanat Bölümleri" açıldı. Ama ne varki özel konularda ayrıntılı kitaplar ve makaleler yayınlanmadı.

 

Bu yazıda 18 yıldır bu işi bir meslek olarak yapan birisi olarak deneyim ve birikimlerime dayanarak ana kurallardan ve işin gizlerinden söz edeceğim.

 

Bale fotografcılığı geniş anlamıyla Sahne Fotografcılığı, kanımca nasıl Sahne Sanatlarının kendine özgü kuralları ve anlatın dili varsa, Bale Fotografcılığının da temel fotografcılık bilgilerinin yanında kendine özgü bir anlatım dili ve teknikleri, zorlukları olan çoğu zaman sanatsal kaygılar tasıyan bir uğraştır. Zevkli olmasına karşın sanıldığı kadar kolay olmayan, özel beceriler, deneyim ve diplomasi gerektiren bir meslektir. Balenin çalışma ortamında bulunmadan, bale derslerini izlemeden, hatta bu insanları tanımadan, fotograf çekmek olasıdır ; ama bu tür fotograf çalışmaları çoğu zaman teknik hatalarla doludur. Bale kampanileri tarafından istenmeyen fotograflar ve istenilmeyen fotografcılar, bu tür fotografcılar yeni prodüksiyonlara çağrılmazlar.

 

Sahnelenen herhangi bir yapıttan fotograf çekmeden önce izin almalısınız.

 

Bale sanatı, tamanen estetiğe dayanan kendine özgü anlatım dili ve teknikleri olan bir sanattır. Klasik baleye tepki olarak doğan modern dansta da klasik baledeki kadar katı olmasa da kurallar ve anlatım teknikleri vardır. Bale fotografcısının tabi ki bir koreograf kadar veya danscı kadar bale tekniklerini bilmesi gerekmez. Ama çoğu zaman hareketlerin, duruşların, geçiş hareketlerinin bilinmesi gerekmektedir. Yalnızca hangi filmin veya nasıl bir kamera ve filtre kullanılmasını bilmek bale fotografcılığı için yeterli değildir.

 

Bir bale eserinde sanıldığı kadar özgür açı kullanamazsınız. Kullandığınız takdirde, komposizyon açısından güzel bir görüntü verebilir ama bale açısından bir değer ifade etmez. Çünki çizgi yanlıştır veya prima balerin için olumsuz bir tanıtımdır. Bu tür fotograflar sergilenemez ve yayımlanamaz.

 

Sahneden fotograf çekmeden önce kim ve ne için çekim yapacağınıza karar vermelisiniz.Örneğin bu fotograflar basın da mı kullanılacak, afiş, poster mi yapılacak, siyah-beyaz mı olacak, pozitif mi, negatif mi çekim yapacaksınız ?

 

Özellikle bale temsillerinde flaş kullanmak hem tehlikeli hem de yasaktır. Sahnenin o büyülü atmosferi, dekor ve kostüm cümbüşünü flaş kullanarak öldürmeniz yanında balerin ve baletlerin sakatlanmalarına bile neden olabilirsiniz. Özel çekimlerin dışında flaş kullanmamalısınız. Çok yüksek ASA lı filmlerle bu sorununuzu çözebilirsiniz. Özellikle Jump, Pürüvet gibi hızlı hareketlerin net fotoğraflarını çekebilmeniz için 125 enstantanenin altına düşmemeye çalışmalısınız.

 

Sanatcılar her ne kadar profesyonel de olsalar, kamera karşısında kendilerini pek rahat hissetmezler, huysuzlanırlar, hem fotograflarının çekilmesini isterler hem de naz ederler. Bunun çeşitli nedenleri olabilir ; rolünü beğenmemiştir, kostümünü beğenmememiştir, uzaktan çekim yapılmasını isteyebilirler vs. Sahnenin tozunu yutan primadonnasından, prima balesinden bayrak sallayan figüranına kadar herkes kapris yapabilir. Bu gibi durumlarda diplomasi ve dostluklarla sorunları çözümlemelisiniz.

 

Tüm bunların dışında bale fotograflarının seçimini bir uzman kişi ile yapmalısınız. Bunun dışında çektiğiniz negatif ve pozitiflerin labaratuvarlarınızla ilişkilerinizi, diyaloglarınızı sağlıklı kurmalı ve çok fazla şeyler istemelisiniz. Ayakları kesilmiş bale fotografları ve renk düzeltmesi yapılmamış baskılara razı olmamalısınız. Çünkü bu profesyonel laboratuvarlarda negatiflerde renk düzeltme çok kolaydır.

 

Bu ve benzeri sorunlara karşın bale (dans) fotografcılığını meslek olarak seçtiyseniz, yada bu konuda fotograflar üretmek istiyorsanız, sahnenin her açısının değişik beceriler, büyük bir enerji ve hayal gücü de gerektirdiğini bilmelisiniz. Sahnenin zor ışık koşulları, aksiyon ve dramatik yapısı da eklendiğinde işin sadece "deklanşöre" basmak olmadığı anlaşılır. Ayrıca deklanşör'e her basışınız bir fotograf demek değildir. Fotografı, önce hayal gücünüzde oluşturacaksınız sonra karanlık oda yada labaratuvarda realize edeceksiniz. Bu iş, bilgi, beceri, deneyim ve diplomasi gerektiren ; rastgele denilemeyecek tatlı bir uğraştır.

SUALTI FOTOĞRAFÇILIĞI

Denizlerin derinlikleri, insanoğlunu her zaman çekmiştir. İnsanoğlu asırlardır derinliklerde neler oluyor, neler var, kimler yaşıyor sorularının cevabını aramıştır. Fakat bulabildiklerini zannetmiyorum, hala da gizemliliğini korumaktadır. Denizin derinliliklerine merakın Asurlular zamanında başladığı tahmin edilmektedir. Keçi derisinden yapılan hava tulumları, içinde hava boşlukları olan büyük çanlar gibi değişik tip dalış malzemeleri kullanmışlardır. 1942-1943 yılında Jacques Cousteau ile Emile Gagnan birlikte çalışarak Aqualung'ı icat etmişlerdir (Fransızca'da su ciğeri denilmekte). Bu malzemeler temelinde fazla bir şey değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiştir. Günümüzde temel olarak kullanılan malzemeler dalış elbiseleri, denge yeleği (BC) ve içinde sıkıştırılmış atmosferdeki soluduğumuz hava bulunan dalış tüpüdür (200 at).
Bizim sportif amaçlı inebildiğimiz derinlik 42 metre olmakla birlikte derinliğin bizleri çektiği muhakkaktır, daha çok derinlik istemekteyiz. Ancak inebildiğimiz derinlik bugünkü sportif dalış malzemeleri ile en fazla 50-60 metre kadardır.
Sizlere sualtının güzelliklerini anlatmak zordur, bunları yaşamak gerekmektedir. Orfozların bizleri gördüğü zaman salınarak derinliklere gitmesi, Ahtapot'un yuvasında kendisini taşlar ve deniz kabuğu ile kamuflaj etmesi, o kızgın bakışlı suratı ile bize bakan Müreni, sevimli yüzlü Mıgrıyı, kumu bıyıkları ile karıştıran Tekiri, akrabaları ile grup halinde dolaşan sevimli Çupra ve Karagözleri, Vatozları, Akyaları, Barakudaları anlatmakta nasıl başarılı olabiliriz ki. Bu güzellikleri su üstüne taşımak için basınca dayanıklı içine su geçirmeyen sualtı fotoğraf ve video makineleri yapılmıştır.
Sualtı fotoğrafçısı nasıl olunur sorusuna yanıt olarak ilk önce iyi bir yüzücü olmak, bunun devamı olan Balıkadam eğitimini (1 yıldız balık adam Brövesi) alıp su altında sepiye ayarını (denge ayarını) iyi bir şekilde yapabilmektir.

 

Balıkadam Brövesi Türkiye'de (TÜRKİYE SUALTI SPORLARI, CANKURTARMA SUKAYAĞI VE PALETLİ YÜZME FEDERASYONU"na bağlı kulüpler tarafından verilmektedir. (Federasyon Fransa'daki CMAS Sistemine bağlıdır.

(Federasyona bağlı olmayan diğer kuruluşlar ise PADI, NAUI, BARACUDA, SSI gibi) Bu dereceleri elde ettikten sonra bir sualtı fotoğraf makinesi alıp fotoğraf çekilebilir.

Güzel kareler yakalamak zaman ve sabır gerektirir, su altında karadaki gibi vücut dengesini ayarlamak ve çekilecek nesneyi konulu yakalayabilmek önemlidir. Düşünün ki bu sizden korkarak kaçan bir balık ve aynı zamanda dip akıntıları sizi sürüklüyor. Sualtında güçlü flaşlar kullanmak zorundayız, çünkü ilk 5 metrede kırmızı renk kaybolur ve derinlik arttıkça diğer renkler de yavaş yavaş yok olur, 31 metreden sonra ise bütün renkler griye dönüşür. Cisme ışık tuttuğunuzda gri görünen renk yerine, gerçek renk gelmektedir. Yani, fotoğrafını çektiğimiz canlıların renklerini görmeden kareleyemeyiz.

Türkiye'de belli sayıda sualtı fotoğraf sanatçısı bulunmaktadır. Bunların içinde bana göre güzel kareler yakalayan sanatçılar Ferda BÜYÜKBAYKAL, Tahsin CEYLAN, Erhan ÖZTÜRK, Ateş EVİRGEN, Engin AYGÜN, Ozan ÇOKDEĞER ve Cem BOYNER gibi.


Türkiye'de sualtı fotoğrafçılığı biraz yavaş gelişmektedir. Çünkü bu ekipmanlara sahip olabilmek için 1500 ile 5000 dolar arası bir para ödemek gerekmektedir. Makinenin içine deniz suyu girerse makinenin bütün parçaları paslanmakta ve tamiratı da biraz pahalı olmaktadır.

Sualtı fotoğraf makinelerinin üzerinde markalarına göre 3-4 adet O-ring bulunmaktadır. Bunlar sualtına girmeden önce silikon gres yağları ile yağlanmaktadır.

Sualtı fotoğraf ekipmanları değişik isimlerde ve modellerde piyasada belli başlı firmalarda bulunmaktadır. Bunlar: NIKONOS V, SEA&SEA, IKELITE vb...

Bu makinelerin özellikleri objektiflerinin ve gövdelerinin su geçirmemesidir. 5,5 atmosferik basınca dayanıklı (45 metre derinliğe dayanıklı) makinelerdir ve üzerlerinde güçlü flaşları mevcuttur. Ayrıca kara makinelerinin akralit veya alüminyum malzemelerinden yapılan housing içine konulan modelleri de vardır.

SEA&SEA modelinin en iyi özelliği 35mm objektif üzerine 16mm ve makro lensleri takılabilmesidir. Close-up moduna geçebilme özellikleri olduğu gibi kolay kullanım olanakları vardır. NIKONUS V'nin ise sualtında lens değiştirme özelliği yoktur. Hangi lens takılı ise onla çekim yapılabilmektedir, lens değiştirmek istendiğinde su yüzüne çıkıp makineyi iyice kurutmak gerekmektedir.

 




SEA&SEA'nin değişik modelleri bulunmaktadır. İlk başlayanlar için MX5, biraz daha gelişmişi MX, MM IIEX ise biraz daha profesyonel makinelerdir. Housing'li makinelerin özelliği ise balıklara fazla yaklaşmadan zoom yapılabilmesidir. Tam profesyonel makinelerdir. Makinenin çok iyi olması, iyi kareler elde edilecek anlamına gelmemelidir.


Bir gün sualtında sizlerle karşılaşmak dileği ile...

Doğa Fotoğrafında Neden İnsan Yok

Doğa Fotoğrafçılığı konulu üç bölümlük yazı dizimizin giriş kısmında doğa kavramını "insan yaratısı olan her şeyle yani kültür ile karşıtlık içerisinde kendi kendine varolan, biçimlenen" şeklinde tanımlamış; buradan hareketle doğa fotoğrafının kapsamı içerisine kültürel konuların girmeyeceğini belirtmiştik. Kültürel konuları oluşturan ögeler yalnızca insan yaratısı olan cansız ögeler değil, aynı zamanda insan tarafından kültüre alınmış olan bitkiler ve evcil hayvanlardı.

Doğa kavramı tanımlandıktan sonra doğa fotoğrafını bu tanım üzerine oturtmak skolastik bir tutum gibi görünebilir. Ancak ülkemizde bizlere şehir parklarında çekilmiş fotoğraflar veya kent ve köy peyzajları doğa fotoğrafı olarak sunuldukça, bu tür fotoğraflar doğa konulu yarışmlarda dereceler aldıkça doğa fotoğrafının sınırlarını çizmenin gerekliliği kendiliğinden ortaya çıkıyor.

İnsanın hayal gücü sanatsal......... yaratmakta sınır tanımaz. Dolayısıyla salt sanatsal kaygılarla fotoğraf üreten birisi için fotoğrafı bir kategoriye sokmak ve o kategori sınırları içerisinde kalmak gibi bir durum sözkonusu değildir. Salt sanatsal kaygı için konu sınırlamasının önemi olamaz. Ancak belli bir konunun sınırları içerisinde sanatsal ürünler ortaya koyanlar da yok değildir (bu konuda Frans Lanting'in Eye to eye albümü en yeni örnektir).

Doğa fotoğrafının sınırlarını çizmek ise doğayı fotoğraflarken doğanın bilgisini de vermek isteyen kişi için kaçınılmazdır. Burada bilgi kavramı işin içine giriyor. Fotoğraf yoluyla sanatsal bir ürün ortaya koymak ile fotoğraf yoluyla belgelemek bütünüyle birbirinden ayrı mıdır, yoksa bu ikisi bir arada yapılabilir mi? Bu, uzun ve bu yazının konusu dışında bir tartışmadır. Bu nedenle ben tekrar konumuza dönmek istiyorum.

Doğa fotoğrafı üzerine konuşurken en çok karşılaştığım soru "insan doğanın bir parçasıdır; o halde doğa fotoğrafında insan neden yok" şeklinde idi. İnsanın doğanın bir parçası olması çok romantik bir söylemdir ve bu bir eleştiri süzgecinden geçirildikten sonra kabul görmesi veya reddedilmesi gerekir.

Doğa sözcüğü doğmak fiilinin gövdesine -a eki getirilerek türetilmiş bir sözcüktür ve batı dillerindeki karşılığı da Latince natura sözcüğünden gelmektedir. Natura sözcüğünün fiili olan natus, doğmak, bir gayeye yönelmek anlamını taşır. Yani dilimizdeki doğan sözcüğü ile aynı şekilde "doğan, kendi kendine biçimlenen" anlamındadır.

Kültür sözcüğü ise dilimize batı dillerinden geçmiştir. Sözcüğün batı dillerindeki aslı Latince cultio sözcüğünden gelir ve ve "(tarlayı) ekmek, terbiye etmek anlamındadır. Türkçedeki karşılığı da ekmek fiilinden üretilen ekin sözcüğüdür.

İnsanın ortaya koyduğu kuruluşlar, biçimlerle, başka şekilde söylersek kültürel olan ile karşıtlık olgusu doğal olanın belirleyicisi olmaktadır.

Dikkat edilecek olursa yazının başındaki doğa tanımının içerisinden kültür'ün de tanımı çıkarılabilir. Demek ki, kültürel olan, doğal olan'ın karşıtı olarak insan eliyle yapılmış yapılmış, insan zekasının ürünü olma niteliğine sahiptir. Doğa fotoğrafında kültürel bir ögeye yer olmadığının, diğer bir deyişle kültürel olan'ın doğa fotoğrafının sınırları dışında yer almasının temelinde doğa ve kültür kavramları arasındaki anlam karşıtlığı yatmaktadır.

Kültürel olan, bu karşıtlık bağlamında doğa fotoğrafına konu olamaz. Ancak insan sözkonusu olduğunda aynı şeyi söyleyebilirmiyiz? Acaba insan, kültür yaratan bir canlı olarak doğaya aittir diyebilirmiyiz; yoksa insan doğay yabancılaşmış kültürel bir canlı mıdır?

"İnsan bir kültür varlığıdır; onu hayvandan ayıran bı kültürlülüktür. Doğanın kendisi için önceden belirlemiş olmadığı hiç bir şeyi gerçekleştiremez hayvan. İnsansa kültür yaratır kendine; bu kendi yarattığı kültür de insanı geliştirir." Diyor Nermi Uygur Kültür Kuramı adlı eserinde. İnsan kültür yaratarak kendini var ediyor da diyebiliriz.

İnsanı insan yapan yarattığı kültür ise, kültür yaratma eylemiyle birlikte doğadan bir kopuşbaşlamış ve insan giderek doğadan uzaklaşmış, ona yabancılaşmıştır. İnsan doğaya aittir; ancak şu an değil, kökeni ile, varoluş sürecinin başlangıçı itibariyle bir aidiyet söz konusudur. Hayvanlarla bazı benzer davranışlar göstermemiz, doğanın bir parçası olduğumuzu değil, bizde doğadan bir parça kaldığını yani hayvanlarla ortak kökenden geldiğimizi gösterir. İnsan doğadan gelmiştir; fakat kültür yaratarak bir daha geri dönülemez bir biçimde doğadan kopmuştur.

İnsan-doğa ilişkisi her zaman varolan bir ilişkidir. Bu ilişki, insanın doğaya egemen olma çabasıyla hiçbir zaman kopmamış olsa bile, insanın doğaya yabancılaşmasını ve doğanın insan lehine (aslında aleyhine) tahribini de beraberinde getirmiştir.

Hayvanları inceleyen bilim dalları, onları biyolojik yapılarının yanısıra ekolojik ilişkileri, içgüdüleri, davranışları ile ele alırlar. İnsanı sadece bu özellikleriyle açıklamak mümkün değildir. Çünkü insan yalnızca biyolojik veya biyo-psişik bir varlık değil, aynı zamanda kültürel bir varlıktır. İnsanı incelerken içinde yaşadığı kültürel dünyadan soyutlayamayız. Dolayısıyla doğa içerisinde görünen insan doğal haliyel değil kültürel imajı ile orada bulunmaktadır. Doğa fotoğrafı sözkonusu olduğunda insan, doğanın bir parçası olmaktan çok, doğayla karşıtlık içerisinde kendince doğayı yeniden biçimlendirmenin, ona kalıtımsal yolla getirmediği ilaveleri yapmanın upraşı içerisinde yapıştırma bıyık gibi durmaktadır.

Kısaca söylemek gerekirse, doğa ve kültür kavramlarının karşıtlığı çerçevesinde, konu olarak doğal olanları kapsayan doğa fotoğrfaı kültürel olan insanı dışarıda bırakmaktadır.