Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

Gürhan Demir Portfolyo Alanı

Kişisel portfoyo alanım. Sitede çekim teknkleri ve fotoğrafçılık adına herşeyi bulabilirsiniz.

Yazılar

KARANLIK ODA TEKNİKLERİ

Teknik anlamda, bir fotograf yapmak, bir filmi pozlamakla (exposure) baslar. Görsel olarak, yukarida belirtildigi gibi pozlanmis bir filmle, pozlanmamis bir film arasinda fark yoktur; resim orada olmasina ragmen, hala gizli bir sekildedir. Ortaya çikarmak için, film banyo edilmelidir. Banyo filmi negatife dönüstürür. Negatif fotografin asil formuna baski yolu ile dönüsür. Fotograf teknigi usullerinin önemine gelince, daha iyi negatif, daha iyi baski demektir. Herhangi bir negatifin kalitesi hakkinda karar vermenin üç faktörü; odaklama (focusing) , isik ve baskidir. Kamerayi odaklamak negatifin netliginin derecesini belirler. Lens yanlis odaklanmissa negatif net olmayacaktir ve bu konuda hiçbir sey yapilamaz. Dogru olarak odaklandiginda net olmasi gerekir, fakat yine de bulanik olabilir. Pozlama sirasinda kamera kazara hareket ettirilmistir veya konu çok hizli hareket ettigi için seçilen örtücü hizi görüntüyü film üzerinde dondurmak için çok yavastir. Fakat net bir negatif bile bulanik bir baskiya yol açabilir. Çünkü, agrandizörün lensi dogru olarak odaklanmamistir veya kagit pozlanirken agrandizör sallanmistir veya titremistir veya negatif odak yüzeyinden pozlama sirasinda ayrilmistir. Kameradaki filmi pozlamak, olusacak negatifi iki açidan belirler; netlik ve yogunluk. Seçilen pozlama süresi, hareket eden konunun görüntüsünü dondurmak için veya pozlama sirasinda dikkatsizlik nedeniyle kameranin sallanmasiyla görüntünün bulanik olmasini engelleyemeyecek kadar yavassa negatif net olmayacaktir; pozlama film hizi ve aydinlatmanin parlakligina göre çok uzun veya çok kisa ise negatif iyi bir baski için ya çok yogun ya çok zayif olacaktir. Pozlanan filmin banyo edilmesi, negatifi yogunluk, kontrast, gren yapisi ve bir ölçüye kadar netlik açisindan belirler. Banyo süresi çok uzun veya çok kisa ise, banyo sicakligi çok yüksek veya çok düsükse veya kullanilan banyo tipi film için uygun degilse, faktör veya faktörlerin bilesimine bagli olarak negatif çok yogun, çok zayif, çok kontrast, düsük kontrastli, çok grenli olabilir. Fazla banyo edilmis veya çok grenli negatifler asla çok iyi negatiflerden yapilmis baskilar kadar iyi baski vermez. O zaman mükemmel negatif nedir?


MÜKEMMEL NEGATIF

Mükemmel bir negatif, fotografçinin maskeleme veya bölgesel yakma gibi her türlü yönlendirmeye basvurmasina gerek kalmaksizin 2 veya 3 numara karta çok iyi baski veren negatiftir. Ne yazik ki bu ifade açik olmasina ragmen bir baska soruya yol açtigindan çok yardimci degildir. Iyi baski nedir? Bu asamada konu karmasiklasmaya baslar. Çünkü bir fotografçiyi tatmin eden bir baski, diger bir fotografçi tarafindan çok koyu, çok kontrast, çok açik veya çok düz oldugu için begenilmeyebilir. Dahasi, normal olarak bir baskinin "grensiz " olmasi gerekirken , fotografçi tarafindan fotografinin etkisini artirmak için tasarlanarak ve basariyla kullanilan grenin yaratici anlamlari oldugu söylenir. Ayni sekilde, normal olarak netlik iyi bir baski için birincil gereksinmelerden biri olmasina ragmen, bazen kismen veya tamamen netsizlik soyut nitelikteki bir konuyu resmin izleyicisine aktarmak için gerekli olabilir. Baska bir deyisle, bir durumda çok iyi olan bir negatif, diger bir durumda pekala hatali olabilir, ya da tersi. Bir tane degil, birçok mükemmel negatif tipi vardir. Özel bir durumda, mükemmel bir baski üretebilmek için fotografçi, asagidaki 5 negatif niteligini göz önünde tutarak, negatifini konusunun dogasina, konu kavramina ve fotografin amacina uydurmalidir.

  • Netlik
  • Yogunluk
  • Kontrast
  • Gren yapisi
  • Temizlik


NETLIK

Yalnizca bir tür netlik olmasina ragmen (daha önce söylendigi gibi, bu odaklamanin baslica fonksiyonudur.)netsizlik bir negatifte kendini 4 farkli sekilde gösterebilir.

Genel Yönsüz Netsizlik kamerayi yanlis odaklamak veya odaklamayi tamamen ihmal etmenin sonucudur, örnegin; basit bir kameranin lens ayarini portreden manzaraya çevirmeyi unutmak, bu yaygin bir hata çünkü konu göstergede hala net görünmektedir. Eger, genel netsizligin derecesi çok küçükse (hata, siklikla 35 mm negatiflerde bulunur.) buna sunlardan biri neden olabilir.

- Objektif ; yapisi nedeniyle çok net filmler çekmeye yeterli degildir (bazi yüksek hizli ve ucuz objektiflerin hatasi).
- Objektifin odak degistirme problemi vardir (Böyle objektifler, kullanilan her bir diyafram araligina bagli olarak, konunun görüntüsünü filmden farkli uzakliklarda net odaga getirirler). Bu hatayi yok etmek için, objektif çekimin yapilacagi ayni diyafram ayariyla odaklanmalidir.
- Objektif kir, parmak izi ve buharla kaplanmistir (Bu sonuncusu, makinayi dondurucu soguktan dogrudan isitilmis bir odaya alip, objektife isinma süresi taninmaksizin çekim yapmaktan kaynaklanir).

Kismi Yönsüz Netsizlik Iki nedeni vardir; ya makina objeden yanlis uzaklikta özensizce odaklanmistir, böylece de konu yerine arka plan ya da ön plan keskinlesmistir, ya da objektif konunun tüm derinligini içermek üzere, net olarak belirlenen bölgenin derinligini içine alacak sekilde kisilmamistir.

Kismi Yönlü Netsizlik ; Hareket halindeki bir konunun görüntüsünü dondurmak için örtücü hizinin çok düsük olmasinin bir sonucudur (Yalnizca hareket eden konu bulanik çikmistir, hareket etmeyen statik kisim ise net çikmistir).

Genel Tek Yönlü Netsizlik Pozlama sirasinda kameranin hareket etmesinin bir sonucudur. Bu durumda bütün bir fotograf ayni seklilde bir yönde bulanik olarak ortaya çikar. Önemsiz, küçük durumlarda belki genel yönsüz netsizlikten ayirt edilmesi güç olabilir ve bu durumda hatanin nedenini bulmak için negatifin bir büyüteç altinda incelenmesi gerekir.


YOGUNLUK

Baskinin pozlanmasini belirleyen en önemli faktör negatifin yogunlugudur. Mükemmel negatifin genel yogunlugu öyle olmalidir ki, baski pozlamasi ne anormal bir sekilde uzun ne de kisa olmalidir. Zaman alici ve can sikici olmasinin yani sira çok uzun pozlasalar agrandizörün fazla isinmasina, negatifin odak yüzeyinden ayrilmasina neden olur ve kagit asiri pozlama, güvenlik isigi veya agrandizörden sizan bir isik nedeniyle sislenmeye baslar. Çok kisa pozlama dogru zamanlamayi zorlastirir ve maskelemeyi imkansizlastirir. Uygun pozlama zamani ortalama olarak 10 saniyeden 25 saniyeye kadar uzanir.

Ortalama konularin negatifleri, gölgeler ve parlak noktalarda baski yapilabilir detaylari içeriyorsa, normalde mükemmel kabul edilir. Örnegin; eger negatifin en zayif bölgeleri (konunun en karanlik veya gölge bölgeleri) farklilastirilmis ve az da olsa benzer sis yogunlugu veya parlaklik içermiyorsa ve negatifin en yogun bölgeleri (konunun en parlak noktasi) dereceleme gösteriyorsa ve çok koyu alanlari az degilse (ki bu en fazla resme bulanik bir görüntü verecek sekilde baskida farklilastirilmamis gri seklinde görünür). En parlak nokta fotografta tam beyaz baski vermeli ve negatifte de koyu siyah olmalidir.

Sonuç olarak, yukarida belirtilen dezavantajlara ek olarak, çok yogun negatifler daha az net, daha grenli ve odaklamasi normal olandan daha zor oldugu için, derecelemesinin tatmin edici olmasi sartiyla, en zayif alanlarinda gerekli ayrintilari gösteren en zayif negatif normalde baski için seçilmesi gerekendir.

Tatmin edici olmayan negatif yogunlugu ya hatali pozlamanin ya hatali gelistirmenin ya da her ikisinin bilesiminin bir sonucudur. Fazla pozlama ya da asiri gelistirme negatifi çok yogun; yetersiz pozlama veya yetersiz gelistirme ise çok zayif kilar.


KONTRAST

Kagit derecelerini belirleyen en önemli faktör yogunluk derecesine esittir: Yüksek kontrastli negatif, yüksek ve düsük yogunluk alanlari arasindaki farkin çok büyük, düsük kontrastli bir negatif de en zayif ve yogun alanlar arasindaki farkin küçük oldugu bir negatifdir. Esasen hiç bir negatif tipi digerinden daha iyi degildir (ne de, bu konu için, normal bir negatiften daha iyi). Çünkü etkili olabilmek için, belli tip fotograflar kontrast derecesinin yüksek olmasini gerektirir, digerlerinin fotograflanan konunun esasini yakalamasi düsük kontrastli olmasina baglidir. Bununla beraber, bir çok durumda mükemmel negatifin genel yogunlugu, onun yogunluk derecesinden bagimsiz olarak 2 ve 3 numarali kagida basarken düzgün bir baski verecektir.

Tatminkar olmayan negatif kontrasti, ya anormal konu kontrasti (normal disi düsük yada yüksek olabilir) ya yanlis film seçilmesi (çok kontrastli veya yumusak) ya da hatali gelistirmenin sonucu olabilir. Sonuncu durumda, fazla gelistirme, yüksek gelistirici sicakligi ya da yüksek kontrastli gelistirici kullanmak kontrasti artirir ve az gelistirme, çok düsük gelistirici sicakligi veya düsük kontrastli film kullanilmasi negatif kontrastini düsürür.


GREN

Film duyarkatinin dogal bir parçasidir. Yüksek hizli filmlerin çogu düsük hizli filmlerden daha kalin gren yapisina sahiptir, buna karsin yavas filmlerse neredeyse tamamen grensizdir. Bu özellik bir dereceye kadar uygun isiklama ve gelistirme kombinasyonu ile degistirilebilir (artirilabilecegi gibi, küçültülebilir). Ince grenli gelistiricide çok az uzatilmis pozlama, çok az kisaltilmis gelistirici süresi ile baglantili olarak negatifi standart gelistiricide normal gelistirmeyle baglantili olarak normal pozlamanin ürünü negatiflerden yalnizca daha yumusak degil, ayni zamanda daha grenli yapar. Özel olarak ince grenli bir gelistiricide gelistirilen normal hizli filmler, baskida kötü grenli bir görüntü olmaksizin 10, 15 kez büyütülebilen (35 mm'den 16 x 20 cm'ye) negatifler elde etmeye elverislidir. Daha ortalama baski boylarinda (35 mm negatif için 11 x 14 cm'e kadar, daha genis negatifler için biraz daha genis ) standart gelistirici ve normal hizli film kombinasyonu gerçekte grensiz büyütmeler olusturabilir, bu da pozlamanin, filmin yeteri kadar gölge detayini almasini saglayacak kadar çok olmasi ve gelistirmenin yeterince kisa olmasi sartiyla, normal kontrastli negatifler olusturmak dahasi göreli olarak düsük genel yogunlugu olusturmakla mümkündür. Gren, negatifin yogunluguyla ve sirasiyla banyo süresiyle artar, kontrastin çok düsük oldugu negatifler yüksek kontrastli kagida baskiyi gerektirir. Bunun dogal sonucu olarak bu film grenini yumusak ve normal dereceli bir kagittan daha yüksek bir dereceye çikarir.

Bununla beraber, ilginç bir gerçektir ki, yüksek çözme güçlü ve ince grenli filmler en net baskilari verecekler diye bir sey yoktur. Daha kesin olarak baskilar, düsük çözme gücüne sahip ve kalin grenli negatiflerden yapildigi zaman daha net çikabilir. Bu özellikle ana hat ve detaylarin net olarak seçilemedigi, bunun sonucu olarak de resim formunda gözün tam olarak odaklayacagi bir seyin bulunmadigi düsük kontrastli konularda ortaya çikar. Ayni konuyu betimleyen grenli baski, ayni sekilde farklilastirmadan yoksun olmasina ragmen göze üzerinde toplanacagi bir sey sunar -film greni. Gren baskinin tek gerçek parçasi oldugunda grenli baski gözü yaniltarak gerçekte daha net ve grensiz olandan, daha net çikar.

Devam edecek

ÇIPLAK-PORTRE

Anası babasıyla oturduğu Poitiers'den yazmıştı. On dokuz yaşında bir kızdı. Fransız yazınında çocuk yiyen dev konusunda bir yüksek lisans tezi yapmak istiyordu. Bu konunun kuyumcusu olduğum düşüncesindeydi. Kendisine bir randevu vermeyi kabul eder miydim?

 

Ettim, verdim. Kısacası, bir nisan sabahı, köyümün küçük istasyonuna onu almaya gittim. Ben erkek deve benzemediğim gibi o da dişi deve benzemiyordu. "Unisex" giysilerin sildiği bir görüntü üzerinde, güzel, sivri, nerdeyse kesici, kestirme bir yüz, fazla ağırbaşlı. Nerdeyse yaşına göre diye ekleyecektim, gençlikle kaygısızlığı, yirmi yaşla yaşam karşısında oburluğu birleştirme alışkanlığımız öylesine güçlü. Sanki yirmi yaşında olmak kolay ve eğlenceliymiş gibi! Yuvarlak yanaklar ve ordan oraya atlayan gözler belki de yaşama yerleştikten sonra, güven verici kesinliklerle, rahat çevrelerle gelecekti.

 

Evi, yazı atölyesini, kitap kalesini, resim ambarını gördü. Gelecek romanın dölyataksal (1) parçalarının yayılmış masadan çok, fotoğraf laboratuvarına, eski 4x5 Inch MPP ingiliz makinesinden Minolta'nın en son örnekçesine dek fotoğraf makinelerine ilgi gösterdi. Sonra da, uzun uzun, buradan çıkmış olan denemelerin-portrelerin, görünümlerin, çıplakların üzerine eğildi.

"Sizin de fotoğrafınızı çeksem?"

"Evet ya, neden olmasın?"

"Makinelerle ışığı hazıryayayım."

"Ben de yandaki odada hazırlanayım."

 

1. Dölyatağına "gebeliğin gerçekleştiği içörgen", diyor sözlük. Aynı tanım beyine, bir başka gebeliğin gerçekleştiği şu öteki içörgene de uyabilir.

 

Ne yalan söylemeli, evet, birkaç düzlemden oluşmuş bu yalın yüz, dışa vurmuş gizlemi olabilecek olanın-olayların, nesnelerin, kişilerin-bekleyişi içinde tükenen bu ateşli bakış hoşuma gidiyordu. Her türlü dekoru silip karla kaplı bir alan gib konuyu yalıtlayan ak kağıt fonu açtım. Biner vatlık iki spotu taktım. Portre çekiminde benzersiz olan 90 mm'lik Elmarit objektifi seçtim.

"Hazırmısınız?"

"Hazırım."

 

Ayaklarına serilen ışıktan oluşan göz kamaştırıcı plajda korkusuzca ilerledi. Bir yanlış anlama mı olmuştu? Cennet'te Havva gibi çıplaktı. "Fotoğraf" derken "portre" diye düşünmüştüm. O "çıplak" anlamıştı. Ama bir şaşırtı daha vardı : bu beden yüzünün haber verdiği beden değildi -çok uzaktı ondan- : hoşluklarla, yuvarlaklılarla dolu, alımlı, nerdeyse ürkek, olabildiğince dişi bir bedendi. ‹nsan varlığının iki "kat" ı arasındaki bu çelişkiyle ilk kez karşılaşmıyordum. Daha önce de iyiden iyiye çökmüş bir yaşlı adam maskesi altında çeviklik ve tazelikle görkemli bedenler, gevşeyip şişmiş tuluklar üzerine oturtulmuş porselen gibi ince ve kuru başlar, şakacı ve uçarı bir sivri küçük kız yüzü giymiş, verimlilikle dolup taşan görkemli anaç kadın bedenleri görmüştüm.

 

Bir çıplak fotoğrafında yüz -ruhun gözbebeği- ile beden -toprağın dost cisimleşimi- arasındaki zorunlu uyumun ne tehlikeli bir denge oluşturduğu bilinince, kendisiyle uyuşmayan bir ağzın, bir burnun, iki gözün varlığı nedeniyle hayranlık verici bir tenin görüntülerinin nasıl bozulduğunu görmüş olunca, insan fotoğrafçının kararsızlığını anlar. Ne yapmalı? içgüdüyle, sıkı sıkı portre tasarıma sarılıyordum. Fotoğraf demiştim ama portre diye düşünmüştüm. Vazgeçmeye yanaşmıyordum. Böylece Havva'mın bir dizi portresini çektim...

 

Şimdi bu portreler gözlerimin önünde ve onlar yardımıyla birşey bulguladığıma inanıyorum içtenlikle. Hem portre vardı, hem de çıplak fotoğrafı. Çıplak-portre'yi bulmuştum. Bir kadının, bir adamın, bir çocuğun çıplak -portresini mi yapmak istiyorsunuz? Modelinizin üstündekileri tümüyle çıkarttırın. Sonra yüzü ve yalnız yüzü çevreleyerek fotoğraflarınızı çekin. Kesinlikle söylüyorum ki, bu portreler üzerinde görünmez çıplaklık açık bir kitap gibi okunacaktır. Nasıl mı? Neden mi? Orası hiç kuşkusuz bir gizlem.

 

Aşağıdan gelen bir tür parıltı, bir tür filtre gibi etki gösteren bir bedensel türüm söz konusudur, sanki çıplak ten yüze doğru bir sıcaklık ve renk buğusu salıyormuş gibi. Doğmak üzere olan, ama henüz görünmeyen güneşin varlığıyla tutuşmuş çevrenleri düşünüyor insan. Bu tensel yansıma portre için her zaman zenginleştiricidir, bir utanç ve hüzün izi taşıdığı zaman bile. Çünkü kimilerinin şarabı hüzünlü olduğu gibi, çıplaklığı içli olabilir insanın. Ama çıplak-portrenin baskın yanı özel bir ayrımdır daha çok, içinde gözüpeklik, cömertlik, aynı zamanda bir şenlik havası bulunan bir ayrım, çünkü böyle taşınan bir çıplaklık aynı zamanda hem karşılıksız, hem olağandışıdır, armağanlar gibi. Bunun tersine, sıradan portrenin -çıplak yüz, giyinik beden- üzerinde yüzün, giysilerden oluşmuş bir manken üzerindeki bu tek canlının sürgünlüğü, kıravatla, gömleğin yakasıyla bedendn koparılmış durumda, yalnızlığının bunalımı okunur. Gündüz giysilerden oluşmuş bir zindana, gece çarşaflardan bir kozaya kapattığımız bu kocaman, kırılgan ve içli dışlı hayvan -bedenimiz-, en sonunda havaya ve ışığa bırakılınca, gözlerimize dek yansıyan sevinçli ve saf bir varlıkla çevreler sanki bizi.

 

Çıplak -portrenin aydınlattığı yüzde yakalayıp yalıtladığı da bu yansıma işte.

 

Kısa Düzyazılar. Çeviren: Tahsin YÜCEL. Yapı Kredi Yayınları 1993. s.96-98

SAHNE FOTOĞRAFÇILIĞI

Bu güne değin fotograf konusunda çok şey yazıldı ve söylendi. Sergiler, paneller, seminerler, sempozyumlar yapıldı. Yeterli olmasa da fotograf albümleri yayınlandı. Üniversitelerimizde "Fotograf Ana Sanat Bölümleri" açıldı. Ama ne varki özel konularda ayrıntılı kitaplar ve makaleler yayınlanmadı.

 

Bu yazıda 18 yıldır bu işi bir meslek olarak yapan birisi olarak deneyim ve birikimlerime dayanarak ana kurallardan ve işin gizlerinden söz edeceğim.

 

Bale fotografcılığı geniş anlamıyla Sahne Fotografcılığı, kanımca nasıl Sahne Sanatlarının kendine özgü kuralları ve anlatın dili varsa, Bale Fotografcılığının da temel fotografcılık bilgilerinin yanında kendine özgü bir anlatım dili ve teknikleri, zorlukları olan çoğu zaman sanatsal kaygılar tasıyan bir uğraştır. Zevkli olmasına karşın sanıldığı kadar kolay olmayan, özel beceriler, deneyim ve diplomasi gerektiren bir meslektir. Balenin çalışma ortamında bulunmadan, bale derslerini izlemeden, hatta bu insanları tanımadan, fotograf çekmek olasıdır ; ama bu tür fotograf çalışmaları çoğu zaman teknik hatalarla doludur. Bale kampanileri tarafından istenmeyen fotograflar ve istenilmeyen fotografcılar, bu tür fotografcılar yeni prodüksiyonlara çağrılmazlar.

 

Sahnelenen herhangi bir yapıttan fotograf çekmeden önce izin almalısınız.

 

Bale sanatı, tamanen estetiğe dayanan kendine özgü anlatım dili ve teknikleri olan bir sanattır. Klasik baleye tepki olarak doğan modern dansta da klasik baledeki kadar katı olmasa da kurallar ve anlatım teknikleri vardır. Bale fotografcısının tabi ki bir koreograf kadar veya danscı kadar bale tekniklerini bilmesi gerekmez. Ama çoğu zaman hareketlerin, duruşların, geçiş hareketlerinin bilinmesi gerekmektedir. Yalnızca hangi filmin veya nasıl bir kamera ve filtre kullanılmasını bilmek bale fotografcılığı için yeterli değildir.

 

Bir bale eserinde sanıldığı kadar özgür açı kullanamazsınız. Kullandığınız takdirde, komposizyon açısından güzel bir görüntü verebilir ama bale açısından bir değer ifade etmez. Çünki çizgi yanlıştır veya prima balerin için olumsuz bir tanıtımdır. Bu tür fotograflar sergilenemez ve yayımlanamaz.

 

Sahneden fotograf çekmeden önce kim ve ne için çekim yapacağınıza karar vermelisiniz.Örneğin bu fotograflar basın da mı kullanılacak, afiş, poster mi yapılacak, siyah-beyaz mı olacak, pozitif mi, negatif mi çekim yapacaksınız ?

 

Özellikle bale temsillerinde flaş kullanmak hem tehlikeli hem de yasaktır. Sahnenin o büyülü atmosferi, dekor ve kostüm cümbüşünü flaş kullanarak öldürmeniz yanında balerin ve baletlerin sakatlanmalarına bile neden olabilirsiniz. Özel çekimlerin dışında flaş kullanmamalısınız. Çok yüksek ASA lı filmlerle bu sorununuzu çözebilirsiniz. Özellikle Jump, Pürüvet gibi hızlı hareketlerin net fotoğraflarını çekebilmeniz için 125 enstantanenin altına düşmemeye çalışmalısınız.

 

Sanatcılar her ne kadar profesyonel de olsalar, kamera karşısında kendilerini pek rahat hissetmezler, huysuzlanırlar, hem fotograflarının çekilmesini isterler hem de naz ederler. Bunun çeşitli nedenleri olabilir ; rolünü beğenmemiştir, kostümünü beğenmememiştir, uzaktan çekim yapılmasını isteyebilirler vs. Sahnenin tozunu yutan primadonnasından, prima balesinden bayrak sallayan figüranına kadar herkes kapris yapabilir. Bu gibi durumlarda diplomasi ve dostluklarla sorunları çözümlemelisiniz.

 

Tüm bunların dışında bale fotograflarının seçimini bir uzman kişi ile yapmalısınız. Bunun dışında çektiğiniz negatif ve pozitiflerin labaratuvarlarınızla ilişkilerinizi, diyaloglarınızı sağlıklı kurmalı ve çok fazla şeyler istemelisiniz. Ayakları kesilmiş bale fotografları ve renk düzeltmesi yapılmamış baskılara razı olmamalısınız. Çünkü bu profesyonel laboratuvarlarda negatiflerde renk düzeltme çok kolaydır.

 

Bu ve benzeri sorunlara karşın bale (dans) fotografcılığını meslek olarak seçtiyseniz, yada bu konuda fotograflar üretmek istiyorsanız, sahnenin her açısının değişik beceriler, büyük bir enerji ve hayal gücü de gerektirdiğini bilmelisiniz. Sahnenin zor ışık koşulları, aksiyon ve dramatik yapısı da eklendiğinde işin sadece "deklanşöre" basmak olmadığı anlaşılır. Ayrıca deklanşör'e her basışınız bir fotograf demek değildir. Fotografı, önce hayal gücünüzde oluşturacaksınız sonra karanlık oda yada labaratuvarda realize edeceksiniz. Bu iş, bilgi, beceri, deneyim ve diplomasi gerektiren ; rastgele denilemeyecek tatlı bir uğraştır.

SUALTI FOTOĞRAFÇILIĞI

Denizlerin derinlikleri, insanoğlunu her zaman çekmiştir. İnsanoğlu asırlardır derinliklerde neler oluyor, neler var, kimler yaşıyor sorularının cevabını aramıştır. Fakat bulabildiklerini zannetmiyorum, hala da gizemliliğini korumaktadır. Denizin derinliliklerine merakın Asurlular zamanında başladığı tahmin edilmektedir. Keçi derisinden yapılan hava tulumları, içinde hava boşlukları olan büyük çanlar gibi değişik tip dalış malzemeleri kullanmışlardır. 1942-1943 yılında Jacques Cousteau ile Emile Gagnan birlikte çalışarak Aqualung'ı icat etmişlerdir (Fransızca'da su ciğeri denilmekte). Bu malzemeler temelinde fazla bir şey değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiştir. Günümüzde temel olarak kullanılan malzemeler dalış elbiseleri, denge yeleği (BC) ve içinde sıkıştırılmış atmosferdeki soluduğumuz hava bulunan dalış tüpüdür (200 at).
Bizim sportif amaçlı inebildiğimiz derinlik 42 metre olmakla birlikte derinliğin bizleri çektiği muhakkaktır, daha çok derinlik istemekteyiz. Ancak inebildiğimiz derinlik bugünkü sportif dalış malzemeleri ile en fazla 50-60 metre kadardır.
Sizlere sualtının güzelliklerini anlatmak zordur, bunları yaşamak gerekmektedir. Orfozların bizleri gördüğü zaman salınarak derinliklere gitmesi, Ahtapot'un yuvasında kendisini taşlar ve deniz kabuğu ile kamuflaj etmesi, o kızgın bakışlı suratı ile bize bakan Müreni, sevimli yüzlü Mıgrıyı, kumu bıyıkları ile karıştıran Tekiri, akrabaları ile grup halinde dolaşan sevimli Çupra ve Karagözleri, Vatozları, Akyaları, Barakudaları anlatmakta nasıl başarılı olabiliriz ki. Bu güzellikleri su üstüne taşımak için basınca dayanıklı içine su geçirmeyen sualtı fotoğraf ve video makineleri yapılmıştır.
Sualtı fotoğrafçısı nasıl olunur sorusuna yanıt olarak ilk önce iyi bir yüzücü olmak, bunun devamı olan Balıkadam eğitimini (1 yıldız balık adam Brövesi) alıp su altında sepiye ayarını (denge ayarını) iyi bir şekilde yapabilmektir.

 

Balıkadam Brövesi Türkiye'de (TÜRKİYE SUALTI SPORLARI, CANKURTARMA SUKAYAĞI VE PALETLİ YÜZME FEDERASYONU"na bağlı kulüpler tarafından verilmektedir. (Federasyon Fransa'daki CMAS Sistemine bağlıdır.

(Federasyona bağlı olmayan diğer kuruluşlar ise PADI, NAUI, BARACUDA, SSI gibi) Bu dereceleri elde ettikten sonra bir sualtı fotoğraf makinesi alıp fotoğraf çekilebilir.

Güzel kareler yakalamak zaman ve sabır gerektirir, su altında karadaki gibi vücut dengesini ayarlamak ve çekilecek nesneyi konulu yakalayabilmek önemlidir. Düşünün ki bu sizden korkarak kaçan bir balık ve aynı zamanda dip akıntıları sizi sürüklüyor. Sualtında güçlü flaşlar kullanmak zorundayız, çünkü ilk 5 metrede kırmızı renk kaybolur ve derinlik arttıkça diğer renkler de yavaş yavaş yok olur, 31 metreden sonra ise bütün renkler griye dönüşür. Cisme ışık tuttuğunuzda gri görünen renk yerine, gerçek renk gelmektedir. Yani, fotoğrafını çektiğimiz canlıların renklerini görmeden kareleyemeyiz.

Türkiye'de belli sayıda sualtı fotoğraf sanatçısı bulunmaktadır. Bunların içinde bana göre güzel kareler yakalayan sanatçılar Ferda BÜYÜKBAYKAL, Tahsin CEYLAN, Erhan ÖZTÜRK, Ateş EVİRGEN, Engin AYGÜN, Ozan ÇOKDEĞER ve Cem BOYNER gibi.


Türkiye'de sualtı fotoğrafçılığı biraz yavaş gelişmektedir. Çünkü bu ekipmanlara sahip olabilmek için 1500 ile 5000 dolar arası bir para ödemek gerekmektedir. Makinenin içine deniz suyu girerse makinenin bütün parçaları paslanmakta ve tamiratı da biraz pahalı olmaktadır.

Sualtı fotoğraf makinelerinin üzerinde markalarına göre 3-4 adet O-ring bulunmaktadır. Bunlar sualtına girmeden önce silikon gres yağları ile yağlanmaktadır.

Sualtı fotoğraf ekipmanları değişik isimlerde ve modellerde piyasada belli başlı firmalarda bulunmaktadır. Bunlar: NIKONOS V, SEA&SEA, IKELITE vb...

Bu makinelerin özellikleri objektiflerinin ve gövdelerinin su geçirmemesidir. 5,5 atmosferik basınca dayanıklı (45 metre derinliğe dayanıklı) makinelerdir ve üzerlerinde güçlü flaşları mevcuttur. Ayrıca kara makinelerinin akralit veya alüminyum malzemelerinden yapılan housing içine konulan modelleri de vardır.

SEA&SEA modelinin en iyi özelliği 35mm objektif üzerine 16mm ve makro lensleri takılabilmesidir. Close-up moduna geçebilme özellikleri olduğu gibi kolay kullanım olanakları vardır. NIKONUS V'nin ise sualtında lens değiştirme özelliği yoktur. Hangi lens takılı ise onla çekim yapılabilmektedir, lens değiştirmek istendiğinde su yüzüne çıkıp makineyi iyice kurutmak gerekmektedir.

 




SEA&SEA'nin değişik modelleri bulunmaktadır. İlk başlayanlar için MX5, biraz daha gelişmişi MX, MM IIEX ise biraz daha profesyonel makinelerdir. Housing'li makinelerin özelliği ise balıklara fazla yaklaşmadan zoom yapılabilmesidir. Tam profesyonel makinelerdir. Makinenin çok iyi olması, iyi kareler elde edilecek anlamına gelmemelidir.


Bir gün sualtında sizlerle karşılaşmak dileği ile...

Doğa Fotoğrafında Neden İnsan Yok

Doğa Fotoğrafçılığı konulu üç bölümlük yazı dizimizin giriş kısmında doğa kavramını "insan yaratısı olan her şeyle yani kültür ile karşıtlık içerisinde kendi kendine varolan, biçimlenen" şeklinde tanımlamış; buradan hareketle doğa fotoğrafının kapsamı içerisine kültürel konuların girmeyeceğini belirtmiştik. Kültürel konuları oluşturan ögeler yalnızca insan yaratısı olan cansız ögeler değil, aynı zamanda insan tarafından kültüre alınmış olan bitkiler ve evcil hayvanlardı.

Doğa kavramı tanımlandıktan sonra doğa fotoğrafını bu tanım üzerine oturtmak skolastik bir tutum gibi görünebilir. Ancak ülkemizde bizlere şehir parklarında çekilmiş fotoğraflar veya kent ve köy peyzajları doğa fotoğrafı olarak sunuldukça, bu tür fotoğraflar doğa konulu yarışmlarda dereceler aldıkça doğa fotoğrafının sınırlarını çizmenin gerekliliği kendiliğinden ortaya çıkıyor.

İnsanın hayal gücü sanatsal......... yaratmakta sınır tanımaz. Dolayısıyla salt sanatsal kaygılarla fotoğraf üreten birisi için fotoğrafı bir kategoriye sokmak ve o kategori sınırları içerisinde kalmak gibi bir durum sözkonusu değildir. Salt sanatsal kaygı için konu sınırlamasının önemi olamaz. Ancak belli bir konunun sınırları içerisinde sanatsal ürünler ortaya koyanlar da yok değildir (bu konuda Frans Lanting'in Eye to eye albümü en yeni örnektir).

Doğa fotoğrafının sınırlarını çizmek ise doğayı fotoğraflarken doğanın bilgisini de vermek isteyen kişi için kaçınılmazdır. Burada bilgi kavramı işin içine giriyor. Fotoğraf yoluyla sanatsal bir ürün ortaya koymak ile fotoğraf yoluyla belgelemek bütünüyle birbirinden ayrı mıdır, yoksa bu ikisi bir arada yapılabilir mi? Bu, uzun ve bu yazının konusu dışında bir tartışmadır. Bu nedenle ben tekrar konumuza dönmek istiyorum.

Doğa fotoğrafı üzerine konuşurken en çok karşılaştığım soru "insan doğanın bir parçasıdır; o halde doğa fotoğrafında insan neden yok" şeklinde idi. İnsanın doğanın bir parçası olması çok romantik bir söylemdir ve bu bir eleştiri süzgecinden geçirildikten sonra kabul görmesi veya reddedilmesi gerekir.

Doğa sözcüğü doğmak fiilinin gövdesine -a eki getirilerek türetilmiş bir sözcüktür ve batı dillerindeki karşılığı da Latince natura sözcüğünden gelmektedir. Natura sözcüğünün fiili olan natus, doğmak, bir gayeye yönelmek anlamını taşır. Yani dilimizdeki doğan sözcüğü ile aynı şekilde "doğan, kendi kendine biçimlenen" anlamındadır.

Kültür sözcüğü ise dilimize batı dillerinden geçmiştir. Sözcüğün batı dillerindeki aslı Latince cultio sözcüğünden gelir ve ve "(tarlayı) ekmek, terbiye etmek anlamındadır. Türkçedeki karşılığı da ekmek fiilinden üretilen ekin sözcüğüdür.

İnsanın ortaya koyduğu kuruluşlar, biçimlerle, başka şekilde söylersek kültürel olan ile karşıtlık olgusu doğal olanın belirleyicisi olmaktadır.

Dikkat edilecek olursa yazının başındaki doğa tanımının içerisinden kültür'ün de tanımı çıkarılabilir. Demek ki, kültürel olan, doğal olan'ın karşıtı olarak insan eliyle yapılmış yapılmış, insan zekasının ürünü olma niteliğine sahiptir. Doğa fotoğrafında kültürel bir ögeye yer olmadığının, diğer bir deyişle kültürel olan'ın doğa fotoğrafının sınırları dışında yer almasının temelinde doğa ve kültür kavramları arasındaki anlam karşıtlığı yatmaktadır.

Kültürel olan, bu karşıtlık bağlamında doğa fotoğrafına konu olamaz. Ancak insan sözkonusu olduğunda aynı şeyi söyleyebilirmiyiz? Acaba insan, kültür yaratan bir canlı olarak doğaya aittir diyebilirmiyiz; yoksa insan doğay yabancılaşmış kültürel bir canlı mıdır?

"İnsan bir kültür varlığıdır; onu hayvandan ayıran bı kültürlülüktür. Doğanın kendisi için önceden belirlemiş olmadığı hiç bir şeyi gerçekleştiremez hayvan. İnsansa kültür yaratır kendine; bu kendi yarattığı kültür de insanı geliştirir." Diyor Nermi Uygur Kültür Kuramı adlı eserinde. İnsan kültür yaratarak kendini var ediyor da diyebiliriz.

İnsanı insan yapan yarattığı kültür ise, kültür yaratma eylemiyle birlikte doğadan bir kopuşbaşlamış ve insan giderek doğadan uzaklaşmış, ona yabancılaşmıştır. İnsan doğaya aittir; ancak şu an değil, kökeni ile, varoluş sürecinin başlangıçı itibariyle bir aidiyet söz konusudur. Hayvanlarla bazı benzer davranışlar göstermemiz, doğanın bir parçası olduğumuzu değil, bizde doğadan bir parça kaldığını yani hayvanlarla ortak kökenden geldiğimizi gösterir. İnsan doğadan gelmiştir; fakat kültür yaratarak bir daha geri dönülemez bir biçimde doğadan kopmuştur.

İnsan-doğa ilişkisi her zaman varolan bir ilişkidir. Bu ilişki, insanın doğaya egemen olma çabasıyla hiçbir zaman kopmamış olsa bile, insanın doğaya yabancılaşmasını ve doğanın insan lehine (aslında aleyhine) tahribini de beraberinde getirmiştir.

Hayvanları inceleyen bilim dalları, onları biyolojik yapılarının yanısıra ekolojik ilişkileri, içgüdüleri, davranışları ile ele alırlar. İnsanı sadece bu özellikleriyle açıklamak mümkün değildir. Çünkü insan yalnızca biyolojik veya biyo-psişik bir varlık değil, aynı zamanda kültürel bir varlıktır. İnsanı incelerken içinde yaşadığı kültürel dünyadan soyutlayamayız. Dolayısıyla doğa içerisinde görünen insan doğal haliyel değil kültürel imajı ile orada bulunmaktadır. Doğa fotoğrafı sözkonusu olduğunda insan, doğanın bir parçası olmaktan çok, doğayla karşıtlık içerisinde kendince doğayı yeniden biçimlendirmenin, ona kalıtımsal yolla getirmediği ilaveleri yapmanın upraşı içerisinde yapıştırma bıyık gibi durmaktadır.

Kısaca söylemek gerekirse, doğa ve kültür kavramlarının karşıtlığı çerçevesinde, konu olarak doğal olanları kapsayan doğa fotoğrfaı kültürel olan insanı dışarıda bırakmaktadır.

DOĞA FOTOĞRAFÇILIĞI 3

*** Fotografyanin ikinci sayisinda Doga Fotografçiligi bölümündeki yanlislar asagidaki gibi düzeltildi.

1- konunun film üzerine düsen büyüklügü x1
konunun film üzerine düsen büyüklügü x0,1 ----------olacakti,

2- gerçek büyüklügünden baslayarak x10 (10/19)
gerçek büyüklügünden baslayarak x10 (10/1) ------- olacakti,

3-EKIPMAN
1. Makro Objektifler : Konuyu 1/2 (x0.5) veya 1/1 (x1) (gerçek büyüklük life science) oraninda
1. Makro Objektifler : Konuyu 1/2 (x0.5) veya 1/1 (x1) (gerçek büyüklük life size) ----- olacakti.


V- YABANIL HAYVAN FOTOGRAFLAMA

Konusunu memeliler, kuslar, sürüngenler ve amfibilerin olusturdugu yabanil hayvan fotografçiligi, doga fotografçiliginin en zor alanidir. Sabir gerektirir. Çünkü hayvanlar, özellikle kuslar ve memeliler insan siluetini uzaklardan görseler bundan ürkmektedirler. Bu durumda ya kaçarlar ya da arada belirli bir emniyet mesafesi birakarak uzaklasirlar. Teleobjektif kullanmak ve gizlenmek iyi bir çözümdür.

Teleobjektifinizin odak uzunlugunun yeterli olmadigi, bunu arttirmak istedigimiz durumlarda "telekonverter" kullanabilirsiniz. Makinenin gövdesi ile objektif arasina takilan konverterlerin kenarlarinda 1,4X, 2X, 3Xgibi degerler yazar ve bu degerlerin ölçüsünde objektifin odak uzunlugunu arttirirlar. Örnegin, 2X bir telekonverter ile 200 mm lik bir objektif kullanirsak, objektifimizin odak uzunlugu 400 mm ye çikar. Ancak diyafram degerinde iki duraklik bir azalma olur. Yani, en genis diyafram açikligi f:4 olan 200 mm lik objektifin, 2X bir telekonverter ile kullanildiginda, en genis diyafram açikligi f:8 e düser.

Teleobjektifler agir ve isik geçirgenligi az olan objektiflerdir. Bu nedenle elde kullanilmalari zordur. Tripod, monopod veya dipçik gibi tasiyicilara gerek vardir.

Sürüngen ve amfibi fotografi çekerken çok yavas hareket etmek gerekir. Çünkü bu hayvanlar hareketten ürkmektedirler. Onu gözünüz vizörde uzun süre hareketsiz beklemeniz gerekebilir.

Memeliler, koku ve görme duyulari son derece gelismis hayvan grubudur. Çok uzaklardan varliginizi algilayabilirler. Üstelik pek çok memeli türü gece faaliyet gösterdikleri için fotograflanmalari oldukça zordur. Ancak memeli hayvanlar kizisma dönemlerinde gündüzleri hareket halindedirler ve çiftlesme üzerine yogunlastiklari için çevreye olan dikkatleri de azalmis durumdadir. Memeli fotografi çekerken rüzgari karsidan almak sarttir.

Kuslar memelilere göre daha kolay fotograflanabilirler. Çünkü kuslar gündüz faaliyet gösteren hayvanlardir ve yurdumuzda kuslarin bir arada bulundugu sulak alanlar vardir. Ayrica ülkemiz önemli kus göç yollari üzerinde bulunmaktadir.

Memeli veya kus fotografi çekerken gizlenme yöntemleri kullanmak fotografçiya yabanil hayata daha çok yaklasma olanagi verir.

Gözlenmenin en basit sekli bir gizlenme agi kullanmaktir. Yatmis veya çökmüs pozisyonda sizi tamamen kapatip kamufle edecek büyüklükte bir ag bu is için yeterlidir.

Bunun disinda baska gizlenme biçimleri de vardir.

1. Sabit Gizlenme yerleri: Bunlar milli parklarda ve tabiati koruma alanlarinda bulunan gözlem kuleleridir. Ülkemizde Manyas Kus Cenneti ve Sultan Sazligi'nda bulunmaktadir. Daha çok kus gözlemcileri düsünülerek yapildiklari için fotografçilara pek hitap etmezler. Yine de çok güçlü teleobjektifler kullanarak fotograf çekilebilir.

2. Seyyar Gizlenme Araçlari: Sulak alanlarda üzeri kamufle edilmis sandallar bunlara iyi bir örnektir. Ayrica hayvan-bilimcilerin kullandigi kamufle edilmis motorlu araçlar da bu gruba girer. Karayolu kenarinda gördügünüz kuslar arabalarin varligina pek ses çikarmazlar. Bunlari araba içinden fotograflayabilirsiniz.

3. Tasinabilir (portatif) Gizlenme Çadirlari: Geçici olarak kurulan gizlenme çadirlari çesitli biçimlerde olurlar. Gelgit olaylarinin fazla oldugu bölgelerde uzun bacaklar üzerine kurulan platform, gizlenme agi ile gizlenmistir. Sular çekildigi zaman yerlestirirler ve sular yükseldiginde sulak alanin veya gölün içinde kalirlar.

Toprak üzerinde kurulanlar ise oldukça hafif (çünkü belirli mesafeleri siz tasimak zorunda kalabilirsiniz), yagmura ve rüzgara karsi dayanikli olmalidir. Gizlenme çadirini kuslar hemen kabul etmeyebilirler. Bu durumda çadiri kurduktan sonra bir iki gün beklemelisiniz.

Ya da gizlenme çadirini bir arkadasinizla birlikte kurun ve siz içine girdikten sonra arkadasiniz uzaklassin. Kuslar insan tehlikesinin uzaklastigini sanacaktir. Çünkü sayi saymayi bilmezler.

Fotograf çekimi sirasinda kuslarin motor veya obturator sesinden ürkmelerini önlemek için makineyi saran yastikli örtüler üretilmektedir.

Gizlenme disinda, yabanil hayvanlarin fotografi uzaktan kumanda yöntemiyle de çekilebilmektedir. Bir çok hayvan bir tripod üzerinde ve çevresinde insan olmayan bir fotograf makinesinden ürkmez. Özellikle de parlak kisimlari siyah bir bantla matlastirilirsa.

Uzaktan kumanda ile fotograf çekmek için tripod üzerine yerlestireceginiz makinenize bir de motor eklemeniz gerekir.

Uzaktan kumanda için hangi yöntemi seçerseniz seçin, konunun (hayvanin) gelebilecegi yere makinenizi önceden netlemeniz gerekir. Örnegin kuslar, üreme ve yavru zamani kuluçka ve yavrulari beslemek için gün boyu yuvaya ugrarlar. Benzer sekilde yer altinda yasayan memeliler yiyecek bir seyler bulmak için yer üstüne çikarlar.

Önceden kurulmus ve netlenmis makineyi uzaktan kumandayla çalistirmanin en basit yolu hava pompali bir deklansör uzatma kablosu (5-6 m) kullanmaktir.

Motor baglantili, elektronik olarak çalisan bir uzatma kablosu hem daha uzaktan (25 m) hem de hava ile çalisan kablodan daha hizli çalisir. Motorlu sistem kizil ötesi isin veya radyo kontrolü ile daha uzak mesafeden (asik arazide 700 metreden daha fazla) kullanilabilmektedir. Bu sistemde bir alici bir de verici vardir. Alici, fotograf makinesinin üzerinde, verici ise fotografçinin elindedir. Fotografçinin makineyi çalistirmak için bir sinyal göndermesi yeterlidir. Isin sisteminin en önemli dezavantaji, isinin aliciya dik bir açiyla gelmesini ayarlamanin zorlugudur. Radyo kontrol sisteminde ise böyle bir sorun yoktur.

Daha gelismis bir yöntemde ise makineyi modelin (hayvan) kendisinin çalistirmasidir. Gece faaliyet gösteren hayvanlari hareket ya da uçus halinde fotograflamaya olanak verecek bu teknikte, üçayak üzerine baglanmis motorlu bir makine, bir veya iki flas ve hayvanin geçis yoluna bir foto elektrik isik demeti gönderen bir kontrol kutusu vardir. Hayvan bu isik demetinin içinden geçerken yansiyan isinlar kontrol kutusuna geri döner ve bu yolla makine ve flaslar çalisir. Ancak bu arada çok kisa bir gecikme olacagi için makineyi bu gecikmeye göre ayarlamak gerekmektedir.

Kaynaklar

 

  1. AKARSU, Bedia. Felsefe Terimleri Sözlügü, Türk Dil Kurumu Yayinlari, Ankara, 1979.
  2. ANGEL, Heather. The Book of Nature Photography, London, 1987.
  3. ATLAS, Harita Dizisi 4, Türkiye Çiçek Haritasi.
  4. GÜRPINAR, Tansu. Doga Fotografçiligi, Fotograf, Sayi: 50, 51, 52, 53, 55, 56.
  5. SHAW, John. The Nature Photographer's Complete Guide To Professional Field Techniques, 1994.
  6. TURAN, Nihat. Türkiye'nin Av Yaban Hayvanlari, 1984.
 
 

DOĞA FOTOĞRAFÇILIĞI 2

IV- Yakin Plan Çekimler(Makro, Close-Up) ve Ekipmanlar (Close-up, Makro, Mikro)

Close-up fotograf, konuya Yakin plan yapilan çekimleri kapsar. Bir fotografin close-up sayilabilmesi için, konunun film üzerine düsen büyüklügü x1 (1/10) den baslamali ve giderek büyümelidir. Makro fotografta ise konunun film üzerindeki büyüklügü x1 (1/1) den yani gerçek büyüklügünden baslayarak x10 (10/19) a kadar büyümüs olmalidir. Bundan daha fazla büyütülmüs görüntüler mikro fotograf konusuna girmektedir.

Yakin plan çekimlerin Doga fotografçiligin da ayri bir yeri vardir. Konusu çiçekler, böcekler, mantarlar, yosunlar, likenler ve çesitli dogal dokularin olusturdugu Yakin plan özel ekipman kullanarak elde edilir.

Yeni baslayanlar için yakin plan çekimler sorunlarla doludur. Hareketli bir konu, sabit olmayan bir makine, yavas bir örtücü hizi ile birlesince ortaya Bulanik bir görüntü çikacaktir. Yetersiz alan derinligi de ayri bir sorundur. Bu nedenle makinenin sabit olmasi önemlidir.

35mm SLR sistemin genis fiyat dagilimi bir çok insanin bu tür fotografi uygulamasina olanak verir.

EKİPMAN

1. Makro Objektifler : Konuyu 1/2 (x0.5) veya 1/1 (x1) (gerçek büyüklük life science) oraninda büyütebilen çözme gücü çok yüksek, son derece kaliteli ve pahali objektiflerdir. 50, 100 ve 200 mm olmak üzere üç ayri odak uzunlugunda üretilirler. Nikon' un 55, 105 ve 200 mm lik objektifleri vardir. 55 mm lik objektifi 1/2 büyütme saglar ve bu çiçek büyütmek için yeterlidir. Ancak böcekleri ve kelebekleri ürkütmeyecek bir aralikta çalismak isterseniz 105 veya 200 mm lik bir makro objektif kullanmaniz gerekir.

2. Uzatma Tüpü (Extension Tube): Bunlar objektifle gövde arasina takilan ve çesitli kalinliklarda (4-5 mm den 5-10 cm ye kadar) içi bos tüplerdir. Sisteme optik bir ekleme yapmazlar. Bu nedenle görüntü kalitesinde bir kaybina neden olmazlar. Tüpün kalinligi arttikça isik geçirgenliginin azalmasina karsin elde edecegimiz büyütme miktari artacaktir.

Ne kadar büyütme elde edecegimizi, uzatma tüpünün mm cinsinden kalinligini, objektifin odak uzakligina bölerek bilebiliriz. Bunu formüle edecek olursak:

 

    büyütme = uzatma tüpü kalinligi / obj. odak uzunlugu

Uzatma tüplerinin kalinligi mm cinsinden kenarinda yazar. Buna göre 25 mm lik bir tüpü 50 mm lik bir objektifle kullanirsaniz 1/2 (x0.5) bir büyütme elde edersiniz. Eger ayni objektifi 50 mm lik bir uzatma tüpü ile kullanirsaniz elde edeceginiz görüntü 1/1 (x1) olacaktir.

Bu durumda uzatma tüplü çekimler için söyle diyebiliriz ; büyütme, tüpün kalinligi arttikça veya odak uzunlugu azaldikça artar.

Bundan çikan sonuca göre uzatma tüpü kullandigimizda genis açili ( kisa odakli) bir objektifle, normal bir 50 mm bir objektife oranla daha büyük bir görüntü elde edersiniz.

Böcek veya kelebek fotografi çekerken onlari ürkütmeyecek kadar bir çalisma mesafesi birakmaniz gerektigini daha önce söylemistik. Bunun için uzatma tüpü ile birlikte 135 veya 200 mm lik bir tele-objektif kullanmaniz amaciniza uygun olacaktir.

3. Körük (Bellows) : Uzatma tüpüyle ayni islevi görür. Gövde ile objektif arasina takilir. Bir ray sistemi üzerinde ileri geri hareket eder ve 10-15 cm uzunlugundadir. Büyütmesi son derece yüksektir (x10).

4 Ters Çevirme Halkasi, (Reversal Ring) : Bir tarafi bayonetli, diger tarafi vidali bir halkadir vidali kismin yardimiyla objektif önüne monte edilir. Daha sonra objektif gövdeden ayrilir ve bayonetli kisim ile ters çevrilerek gövdeye takilir. Bayonetli kisim kullandiginiz makine ile, vidali kisim ise objektifinizin çapi ile uyumlu olmalidir.

Ters çevirme halkasi genis açili ve normal objektiflerle birlikte kullanilabilirler, tele objektiflerle sonuç vermezler. Objektifin odak uzunlugu ne kadar kisa ise tersten o kadar büyük görüntü verir. Yani ters çevirme halkasi ile kullanilan genis açili objektiflerin büyütmesi , normal objektife nazaran daha fazladir. Ancak konu ile objektif arasindaki mesafe azalmakta ve net alan derinligi sifira yaklasmaktadir.

Genis açi veya normal bir objektifi ters çevirme halkasi yardimiyla bir uzatma tüpüne veya körüge ters çevirerek monte ettiginizde büyütme olaganüstü boyutlara erisir.

Eger körük veya uzatma tüpünüz yoksa ve 1/1 in üzerinde bir büyütme istiyorsaniz; bir tane uzun odakli bir de normal veya genis açili objektifiniz olmalidir. Uzun odakli objektifi (birinci objektif) gövdeye takar ve kisa odakli objektifi ters çevirip uzun odaklinin önüne eklerseniz 1/1 den daha büyük bir görüntü elde edersiniz. Iki objektifi birbirine baglamaya yarayan, her iki tarafi da vidali olan halkalar üretilmektedir. Ve bu yolla ikinci objektif birinci objektife ters çevrilerek takilabilir. Bu islemi, eger çift tarafi vidali halkaniz yoksa, elinizle siki siki tutarak da yapmayi deneyebilirsiniz.

Bu yöntemde büyütme miktarini asagidaki formüle göre bulabilirsiniz :

 

    Büyütme = Objektifin Odak Uzunlugu / Ters Çevrilmis Objektifin Odak Uzunlugu

Bu formüle göre 50 mm lik bir objektifi ters çevirerek 100 mm lik bir objektife eklediginizde 2/1 (x2) oraninda bir büyütme elde edersiniz.

Bir objektifi ters çevirerek kullandiginizda otomatik diyaframin devre disi kalacagini da unutmamalisiniz.

5. Yakinlastirici Mercekler (Close-up lenses) : Filtre gibi objektifin önüne takilirlar. Kalinliklarina göre büyütme güçleri vardir ve diyoptri degerleri kenarlarinda +1, +2 ve +3 seklinde yazar. Her deger kendinden bir önceki degere oranla iki kat daha fazla büyütme yapar. Tek tek kullanilabildikleri gibi üs tüste takilarak da kullanilabilirler. Bu yolla 3/1 e kadar büyütme yapabilirler. Ancak görüntü kalitesinde bozulmalara yol açarlar.

6. Yarim Mercekler (Splitfield lenses) : Eger bir çiçegi habitati ile birlikte çekmek istiyorsaniz ve çiçegi ön plana alacak uygun bir genis açili objektifiniz yoksa, bir yarim mercek kullanmayi deneyebilirsiniz. Splitfield bir yarim close-up mercektir. Normal objektifinizi sonsuza netleyerek bir splitfield mercek kullanirsaniz, objektifiniz iki odakli bir objektif islevi görür. Splitfield mercekle ön plandaki konu netlenirken, objektifle de arka plan netlenir. Kisik diyafram kullanildiginda ön ve arka planlar arasinda keskin bir çizgi meydana gelir. Bu keskin çizgiyi açik diyafram kullanarak veya objektife bir soft filtre ekleyerek bulaniklastirabilirsiniz.

Yakin plan çekimlerde karsiniza iki önemli sorun çikar. Alan derinligi ve isik sorunu. Yakin plan çekimlerde alan derinligi çok azalmaktadir. Bu durum üzerinde çalistiginiz konunun bazi bölümlerinin netsiz çikmasina neden olur. Bu durumun önüne geçmek için mümkün oldugunca Kisik diyafram kullanmak gerekir. Kisik diyafram ise düsük örtücü hizina neden olacaktir. Bunun için fotograf makinenizin bir sehpa üzerine monte etmeli ve deklansör uzatma kablosu kullanmalisiniz. Makro çekimler için üretilmis mini sehpalar ve çesitli biçimlerde kullanilan "akrobat" üç ayaklar vardir.

Yakin plan çekimler düsük isik kosullarinda gerçeklestirildiginde (özellikle mantar çekimlerinde) flas kullanmak gerekir. Bu is için özel flaslar vardir. Objektifin önüne vidalanan ring flaslar ve dirsekli aparatlarla kullanilan mini flaslar makro çekimler için üretilmistir.

Yakin plan çalismalarda düsük isik kosullari sorun oldugu kadar isik da sorun olmaktadir. Çünkü yogun isik konu üzerinde isik patlamalarina ve sert gölgelere ayni anda neden olabilir. Bunu önlemenin iki yolu vardir : Yayici (diffuser) veya yansitici (reflector) kullanmak, yani isigi yumusatmak veya dengelemek. Yayici olarak beyaz bir tülbent bezi kullanabilirsiniz. Bir çerçeve için gereceginiz beyaz tülbent bezini, konunun yukarisinda bir yere yerlestirilebilir veya elinizle tutarsaniz isik süzülerek konu üzerine düser ve söz konusu olumsuzluklar ortadan kalkar.

Yansitici olarakta bir parça alimünyum folyo kullanabilirsiniz. Günesli havalarda isik tek bir yönden geldigi için konunun bir bölümü aydinlik bir bölümü gölgeli olur. Folyo araciligiyla isigi gölgeli bölümlere yansitarak sert gölgelerin yumusamasini saglayabilirsiniz.

Fotografini çektigimiz çiçek mavi ise dikkat edilecek bir konu vardir. Renkli film kizil ve kizil ötesi isinlara duyarli oldugu için çiçegin mavisi film üzerinde mora kaçabilir. Bu durum günes isiginda çekilen fotograflarda daha belirgindir. Eger fotografi gölgede çekmek mümkün degilse bir mavi "renk düzeltme filtresi" (örnegin 20 CC B) kullanmak çiçegin mavisinin mora kaçmasini engelleyecektir. Fakat fotografin bütününe de mavimtrak bir renk hakim olacaktir.

Ülkemiz yabanil bitki türleri açisindan dünyanin en zengin ülkelerinden biridir. Ülkemiz topraklarinda 9000 civarinda çiçekli bitki türü yetismektedir ve bunlarin 3000 kadari da endemiktir. Avrupa kitasinda yetisen çiçekli bitkilerin tür olarak sayisinin 11500 oldugunu göz önünde bulundurarak ülkemizin bu konuda ne kadar zengin oldugumuzu anlariz.

Çiçekler bakimindan en zengin bölgeler bozkirlardir. Nisan ve Temmuz aylari arasinda çiçekler bozkirlarda büyük bir çesitlilik gösterirler. Mantarlar ise çiçeklerin aksine orman alti bitki dokusu içinde bulunurlar. Özellikle ilkbahar ve sonbaharda orman içlerinde mantarlari görebilmek mümkündür.

Eger bir bitkinin bir bölgede çiçeklenmesi bitmis ise onu daha kuzeye dogru giderek bulabilirsiniz. (eger güney yarim kürede iseniz daha güneye gitmeniz gerekir). Eger aradiginiz bitki alpin kusak bitkisi ise onu çiçeklenmis olarak daha yükseklerde bulabilirsiniz. Çünkü bahar yükseklere daha geç gelir.

Fotografini çektiginiz bitkinin adini (eger bilmiyorsaniz tanimini ; renk, boyut, biçim gibi) nerede ve ne zaman çektiginizi not defterinize veya cep teybinize kaydedin. Bu yolla daha sonraki yillarda ayni tür bitkiyi görüntülemek istediginizde nerede ve ne zaman bulabildiginizi bilirsiniz.

Devam edecek

 
 

DOĞA FOTOĞRAFÇILIĞI




Doğa, onu oluşturan ögelerin gösterdiği çeşitlilik ve estetik çekiciliğiyle fotoğrafçılara konu olmayı sürdüregelmiştir. Fotoğrafçıların doğaya olan bu ilgisi doğa fotoğrafının özel bir alan olmasını ve sınırlarını çizmesini de beraberinde getirmiştir.

 

Sözlük anlamı olarak doğa "insanın ortaya koyduğu kuruluşlar, biçimlerle (kültürle) karşıtlık içinde, kendi kendine oluşan, biçimlenen" şeklinde tanımlanır. Bu tanıma uygun olarak da doğa fotoğrafının konusunu yapay değil, doğal varlıklar oluşturmaktadır. Kültür ürünü olan hiçbir öğe doğa fotoğrafının konusu değildir. Örneğin, buğday tarlaları, koyun sürüleri gibi konular doğa fotoğrafı kapsamında ele alınmaz. Koyun olsun, buğday olsun canlı varlıklardır ama insan tarafından kültüre alınıp yetiştirildikleri için doğal varlıklar değildirler. Bundan dolayı da doğa fotoğrafının konusu olamazlar. Ancak kır manzarası fotoğraflarına konu olabilirler

 

Doğa fotoğrafının konusu doğal varlıklardır demiştik. Doğa iki temel bölüme ayrılabilir:

1- Canlı doğa,

2- Cansız doğa.

Göl, kayık ve su üzerindeki yansımaları, geri planda sazlıklar kompozisyonu tamamalayan öğeler... ancak bir doğa fotoğrafı değil.

 

Canlı doğa tüm yabanıl bitki ve hayvan türlerini kapsar. Cansız doğayı ise bulutlar, dağlar, kayalıklar, kumullar, vadiler, kanyonlar, doğal sular (denizler, göller, ırmaklar) gibi ögeler girmektedir.

 

Canlı ve cansız ögeler ayrı ayrı fotoğraflanabileceği gibi birarada bulundukları kompozisyonlar da oluşturulabilir. Peki, bunların arasında insana ve kültür ögelerine hiç mi yer yoktur? Eğer insan ve insana ait ögeler fotoğraf karesinde çok küçük bir yer tutuyorsa, merkezi bir konumda değilse ve gözü rahatsız etmiyorsa hoş görülebilir.

 

Doğa fotoğrafı içinde özgün bir alan vardır ki, o da Yabanıl Hayat (Wıld Life) fotoğrafıdır. Bir doğa fotoğrafının yabanıl hayat fotoğrafı olması için bir veya daha fazla sayıda canlı organizmanın ya kendi ortamlarında ya da uyum sağladıkları doğal ortamlarda görüntülenmeleri gerekmektedir.

Genel Bilgiler:

 

Doğa fotoğrafı çekmek için ne kadar fotoğraf bilgisine ihtiyaç varsa bir o kadar da doğa bilgisine ihtiyaç vardır. Bu iki alanda bilgilerinizi artırdıkça daha bilinçli ve daha güzel fotoğraflar çekeceğiniz aşikardır.

 

Eğer fotoğraf çekmek için bir kaç günlük bir doğa gezisi düşünüyorsanız, bir planlama yapmanız gerekir. Özel bir hayvan ya da bitkiyi fotoğraflama işine girişmişseniz, onun kesin yerini öğrenmek kadar, fotoğraf için yılın en iyi zamanının bilgisine de sahip olmak önemlidir. Gittiğiniz yer bir milli park ya da tabiatı koruma alanı ise mutlaka oradaki görevlilerle temasa geçmelisiniz. Görevliler size bölgeyi daha iyi tanıtacaklardır. Fotoğraf çektiğiniz bölgenin mümkün olduğunca detaylı bir haritasını yanınızda bulundurmanız gerekse de, ne yazık ki, Türkiye'de 1/250 000 ölçekten daha büyük ölçekli harita kullanmak kanunlarla yasaklanmıştır. Bir yere gitmeye karar verdiğinizde ihtiyacınız olacak fotoğraf malzemesi ve diğer ekipmanı içeren temel bir liste yapmalısınız ki, sonraki gezilerde bunu kontrol listesi olarak kullanın. Doğa gezilerinde bir pusula bulundurmakta yarar vardır. Eğer yalnız başınıza dolaşıyorsanız rotanız konusunda mutlaka birisini bilgilendirin. Ayrıca, bir el feneri ve yedek pil, düdük, makara ipliği, küçük bir ayna, not tutmak için bir defter, kalem veya cep teybi çantanızda bulunması gereken diğer malzemelerdir.

Bütünüyle cansız doğa öğelerinden oluşmuş manzaralar.

 

Doğa fotoğrafçısının giysisi, hareketine engel olmayacak biçimde rahat olmalıdır. Doğada ne giyeceği hemen herkesin kafasında şekillenmiştir. Dağcılar ve kampçılar için satılan giysiler genelde doğa fotoğrafçıları için de uygundur. Soğuk havada çalıştığınızda esas olan giysinin sıcak tutmasıdır. Eller ve ayaklar sıcak tutulmadıktan sonra üstüste kazak giymenin bir anlamı olmaz. Bu nedenle su geçirmeyen yürüyüş botları kullanmak önemlidir. Hava ne kadar sıcak olursa olsun şort giymemek gerekir. Uzun paçalı pantolonlar bacaklarınızı diken ve çalılardan olduğu kadar böceklerden ve güneşin yakıcı ışınlarından da korur. Çekim yaptığınız bölgede akrep gibi zehirli böceklerin bulunma ihtimali varsa pantolon paçalarınızı ya botunuzun içine sokmalı ya da bilekten bağlamalısınız. Çünkü akrepler pantolon paçasından içeriye size sezdirmeden girebilirler. Yanınızda bir panço taşımak hem sizi hem de fotoğraf malzemelerinizi yağmura karşı korur.

Doğa Manzarası (Doğal Peyzaj)

 

Manzara fotoğrafları doğa fotoğrafçılığında geniş bir yer tutar ve fotoğrafla uğraşan pek çok kişinin de ilgisini çeker. Güzel bir manzara gördüğümüzde hemen deklanşöre basmayanımız çok azdır. Doğal peyzaj fotoğraflarına konu olan ögeler; dağlar, göller, akarsular, ormanlar, çayırlar gibi canlı ve cansız ögelerdir. Örneğin bir göl, çevresindeki ormanla ve geri plandaki dağ silüetliyle tam bir doğal peyzajdır. Göl yüzeyinin ayna etkisi fotoğrafa çok şeyler katabilir.

Bütünüyle cansız doğa öğelerinden oluşmuş manzaralar.

Su yüzeyinin veya bulutsuz bir gökyüzünün büyük bir alan kapladığı fotoğraflarda ön plana bir şeyler yerleştirmek yerinde olur. Bunun için bakış noktasını iyi seçmek, ön plana bir çalı, sarkan bir ağaç dalı gibi bir öge gelecek şekilde bir yer aramak gerekir. Eğer bir akarsu fotoğrafı çekiyorsak, suyun devingenliğini daha iyi verebilmek için üçayak üzerinde düşük örtücü hızı (1/4 veya daha aşağısı) kullanmak iyi sonuçlar verecektir. Dağlar, devasa yapıları ile fotoğrafçılar için çok çekicidirler. Orta Anadolu'daki Hasan Dağı gibi sönmüş volkanlar tek başlarına bile bir konu oluşturabilmektedirler. Erozyonun yol açtığı formasyonlar da ilginç görüntüler oluşturmaktadır. Örneğin, Ankara yakınlarındaki Çayırhan bu konuda çok değişik bir görünüm sunmaktadır. Kapalı havalarda ışık film üzerinde soğuk ve mavimtrak bir renge doğru yönelir. Bunu önlemenin yolu kehribar sarısı veya soğan kabuğu rengi diye adlandırılan 81 serisi (81A, 81B, 81C) bir filtre kullanmaktır.

Yaprak döken ağaçların sonbahardaki görüntüleri diğer mevsimlere nazaran güzeldir.

 

Doğal peyzaj fotoğrafçılığında kullanılan objektiflere gelince; amaca uygun olarak genişden dar açıya kadar her objektif manzara çekimlerinde kullanılabilir. 35 mm SLR sistemde 50 mm'lik standart objektif manzara çekimleri için çok uygundur. Çünkü bu objektif görüntü kalitesi açısından diğer objektif türlerinden daha üstündür. Anacak manzarayı daha geniş açıdan görmek istiyorsanız 35 mm geniş açı objektif sizin için vazgeçilmez olacaktır. Eğer bir manzarada ön plandaki ögeleri büyüklük olarak abartmak ve perspektifi sonsuza doğru uzatmak isterseniz 28, 24, 20 mm'lik objektifler amacınıza uygun olacaktır. Genel görünüşten bazı ögeleri çerçeve dışı bırakmak, manzaranın bir kısmını almak isterseniz 105, 135, 200 mm gibi bir teleobjektif işinizi görecektir. 300 mm ve daha uzun odaklı tele objektiflerin perspektifi daraltma, nesneleri üstüste bindirme özelliğinden faydalanarak ilginç peyzajlar çekebilirsiniz.

 

Manzara çekimlerinde üçayak kullanmak, her zaman size yarar sağlayacaktır. Profesyoneller ve ciddi amatörlerin bazıları manzara çekimlerinde üçayak kullanırken, ufuk çizgisini doğru oturtabilmek için bir su terazisi de kullanırlar. Makinenizi üçayak üzerine zahmetsizce takıp çıkarmak için "quick shoe" veya quick release" diye adlandırılan yardımcı malzemeyi kullanabilirsiniz. Bu, iki parçadan ibarettir, birisi üçayak üzerinde diğeri makinenizin altındaki vida yuvasına vidalanır. Biri diğerinin üzerinde kayarak hareket eder ve kilitlenmiş pozisyonda "çıt" sesi duyulur, bir mandala basarak da tekrar üçayaktan makineyi ayırabilirsiniz. Bu yolla makine üçayak üzerinde kolaylıkla takılıp çıkarılabilmektedir.

Devam edecek....

FOTOĞRAF ANALİZİ

Yazan: Richard Martin

Belli bir temele dayanarak fotoğrafları analiz etmek, sizin dikkatinizin artmasına, fotoğraflarınızın kendi içinde yorumuna, anlamına ve kişisel önemin sağlanmasına katkıda bulunacaktır. En azından bu metot, hayal gücünüzün eğitilmesini sağlayacaktır. Harry Broudy estetik eğitimin gelişimini sağlayan bir filozoftur. Duygu ile düşünceyi birleştiren bir eleştiri kavramı "enlightened cherishing" kullanılır. Analiz kelimesinin sözlük anlamı şöyledir: Bir bütünün kısımlara doğru yayılması, bir bütünü parçalarına ayırarak tabiatını bir birleriyle olan ilişkilerini ve tümünü inceleme.

Analiz pek çok yorumu kapsayabilir örneğin; bir planın ışıklı ve detaylı kısımlarının grafiksel elementlerin kaba taslak yorumunu, bir sınıf içerisinde ya da bir dernek toplantısı ya da yazılı bir kritikte resmi olmayan bir tartışmayı kapsayabilir. Bu makalenin sınırlı ufkuna bağlı olarak, öncelikle kompozisyonun değerlendirebilir yönlerine önem verilecektir.

FOTOĞRAFIN YAPISI

Resmin yapısı ve çeşitli grafik elementlerin bir kompozisyonun oluşumuna nasıl katkıda bulunduğu hakkında daha fazla şeyi anlatmak için resim çerçevesindeki ışıklı ve detaylı kısımlara ait basit krokiler üretmeye çalışın.

 


 

Bu analiz metodu bizi temel resim yapısı üzerinde konsantre olmaya teşvik eder; örneğin resimdeki tonların boş alanlara dağıtımının nasıl olacağı ya da bir kompozisyonda görsel ağırlık rolünün nasıl dengeleneceği gibi.

Görsel gerçeği yansıtan eşsiz bir fotoğrafa sahip olmak için görsel elementlerin basit krokilerini çıkarmak, elle yapılan ve gerçek fotoğraflardan ziyade gerçekçiliği daha az yansıtan pek çok tablo ve resme göre biraz daha fazla meydan okumaktadır. İşin özü yapıdan farklı olarak yeteneği geliştirmektir. Örneğin; benzer üç şekil ya da renk resim boşluğunda etkileyici bir üç boyut yaratır, gerçekte bunlar her ne kadar çocuğun yüzü ya da papatyalar olsa da. Bu krokilerin amacını not etmek önemlidir. Çünkü bir görüntünün özel bir etkisini artırmak bununla mümkündür. Krokiler konunun etkilerini göstermek için yapılmamaktadır.

Kroki yapacağınız zaman, bir kompozisyonda etkili olan ve aşağıda listesi verilen kişisel grafik elementlerinin bazılarını bilmekte fayda vardır.

 



 



NOKTA: Bir resimdeki en küçük görsel ışıklı ve önemli parça.
ÇİZGİ: Akıcı, doğru ya da kıvrılan bir tarzdaki uzunluk.
ŞEKİL: İki boyutlu şekil (üç boyutlu şekille karıştırılmamalıdır). Temel geometrik şekiller daire, kare, üçgen ve onların çeşitli şekillerini kapsar.
YÖN:Temel şekillerin görsel yönü; hareket karakterini yansıtır;
KARE: Yatay-dikey (dengeyi)
ÜÇGEN: Diyagonal (kararsız güç dinamiği)
DAİRE: Yuvarlak (saran, kuşatan ve sıcak)
TON: Işık, ton ve renk kontrastını sağlar; parlaklığın kontrastını, karanlığın yoğunluğunu ya da görünmeyen bir şeyin ışığını.
RENK: En duygulu ve açıklayıcı unsurdur.
YAPI: İçte şekil, yüzeyde görsel materyallerin karakteri
ÖLÇÜ/ORAN: Resim alanındaki objelerin gerçek ölçüleri.
BOYUT/PERSPEKTİF: İki boyutlu alanda derinliğin tasviri
HAREKET: Görülen yapıda ifade edilen faaliyet.


FOTOĞRAFLARI TARTIŞMA

Bir kitapta, bir sergide, ya da bir başka yerde fotoğraflara baktığımızda genellikle dikkatsiz bir şekilde konuşuruz ya da fotoğraf dernekleri veya eğitim esnasında olduğu gibi daha organize durumlarda da fotoğrafı tartışabiliriz. Her iki durumda da belli bir fotoğraf üzerine yorum yapmamız istendiğinde kendimizi ifade edemeyiz. Aşağıdaki liste fotoğraflar hakkında açık bir tartışma anında katılımınızı sağlayacak önemli noktalardan bazılarını açıklamaktadır;

1. Gözlemlediğimiz şeyi hem şekil hem konu bakımından düşünerek bir yargıya varmadan önce imaj hakkında ana bilgiyi elde ederek ve tarif ederek tartışmaya başlayın.
2. Grup üyeleri arasında paylaşılan bir faaliyet olarak yorumu önemseyin. Fotoğrafçılarda kendi çalışmalarının yorumlanmasına dair doğal bir eğilim her zaman vardır. Bu durum yalnızca entelektüel bir amaçla yapılmamalıdır. Sanat kritiği çoğunlukla kavrama bilgisine, hayat tecrübelerine ve hislere bağlı kalan bir anlayışta yatar. Duygular bir imajın içeriği hakkında önemli öğrenme ipuçları sağlar. Açıklamalar;

*Kişisel önem; Bir fotoğrafın bizi nasıl etkilediğine ya da bizim için ne ifade ettiğine işaret eder. *Yorum; Faklı insanlar için ne anlam çıkaracağına ya da fotoğrafın ne hakkında olduğuna işaret eder.
3. Bir fotoğrafçı için kendi çalışmalarının sözlü olarak değerlendirilmesine gerçekte ihtiyaç yoktur. Eğer fotoğrafçı tartışma anında bulunuyorsa ondan sessiz kalmasını rica edersiniz. Fotoğrafçının sessizliği fotoğrafa bakanların eleştiri yapmasını ve fotoğrafçılarında bu yorumlardan faydalanmasını sağlar.
4. Fikir ve neden olmaksızın tahrik edici yargılardan ve acil kararlardan sakının. Hatta size meydan okuyan görüşleri dinlemeye hazır olun.
5. Dürüstlük ve açık gönüllülük kesinlikle tartışmalara yarar sağlayacaktır. Konuşmanın sonunda saldırgan, küstah ve inatçı cevaplardan sakının.
6. Aktif olarak söylenen her şeyi dinleyin. Başka insanların fikirleri sizin kendi fikirleriniz kadar önemidir, hatta onlara katılmasanız bile.

TARTIŞMA İÇİN ÖNERİLEN SORULAR

Aşağıda fotoğraflar üzerinde tartışmayı geliştirecek sorulardan birkaçını bulabilirsiniz. *Konu nedir?
*Konuyu ne ifade eder ?
*Hem konu tarzı hem de görsel şekil bakımından "tanımlayıcı içerik "nedir ?
*Ne hissettiğinizi ve niçin hissettiğinizi içeriğin olanaklarından yaralanarak tanımlayın. Ondan sonra mesajı veren görsel elementleri tanımlayın.
*Çerçeveleme (ana konunun belli bir çerçeve içinde görüşüldüğü tarz) mesaja karşı çıkar ya da destekler mi?
*Hangi hikaye fotoğrafı sunar?
*Konu ile resmin geriye kalan kısmı arasındaki ilgiyi açıklayın. Denge ya da hareket hissi var mı?
*Resmin tüm dizaynı hakkında süreklilik sezebiliyor musunuz? Diğer bir ifade ile çizgiler ya da şekillerde olduğu gibi tekrarlayan unsurlar var mı ve bunlar bir yerde kesişiyor ya da bağlanıyor mu?

ALIŞTIRMA

Fotoğraf analizi hakkında hünerinizi geliştirmeye yardım etmek için size çok yararlı bir alıştırma sunuyoruz;

1. Dikkatinizi çeken bir fotoğraf seçin. Sizi zorlayacak örnekler ya da heyecanlandıran örnekler seçin. Resim alanında düzenlemeleri kapsayan sizin için özel desen sağlayan kişisel grafik elementleri analiz etmeye çalışın.
2. Adım adım yapacağınız karşılaştırmada şeklin en önemli kısımlarında gözükecek taslaklara işaret ederek, çizerek kaba bir taslağını hazırlayın. Çeşitli şekillerdeki tüm küçük detaylardan sakının. Sonunda elde edilecek bu basit çizim kompozisyonun temel yapısını açıklayacaktır.
3. Boş bir çerçeve yanında, yumuşak bir kalem ya da renkli kalem kullanın ve resimde bunlara benzer çeşitli alanları gölgelendirin. Bu işlemi tekrarlayın, tüm küçük detaylardan sakının ve her alanın ortalama tonunu üretmeye çalışın . Bu taslak kompozisyonunuzun temel yapısını açığa vurur. Bu iki taslağın karşılaştırması çizgi karakterini ve ton örneklerini meydana çıkarır. Böylece kompozisyonda rol alan açıklayıcı anlayışı sağlamış olursunuz.


RESİMLERİN TERCÜMESİ

1. İspanyanın güney duvarı yüzeyinden karşı tarafa doğru akan gün ışığı diyagonal bir şekilde resmin boşluğunu tamamlar . Bu eğik gölgeler, kırmızı çiçeklerin görsel gücünü dengeleyerek gözün aşağıya doğru hareket etmesini sağlar ve dinamizm kazandırır.
2. The Alhamra İspanya. çizgi ve şekillerin kombinasyonu bir imajın basit yapısını oluşturur. Yeşil yaprakların resim alanında dağılımı ve tekrarlanması görsel olarak da imajın bir araya getirilmesini sağlar.
3. Gros Morne Milli Parkı N. F Köşegen kavis, aşağıda küçük şekillerin sol köşeye yerleştirilmesiyle güçlendirilmektedir.
4. San Michele, Venedik, İtalya . Bu mezar heykelinde, ifade edilen güçlerin merkezi kolun genel kısmıdır ve tek el resmin çerçevesinden dışarı doğru yön kazandırmıştır.

FOTOĞRAF NEDİR?





Fotoğraf, doğada mevcut gözle görülebilen maddi varlık ve şekilleri, ışık ve bazı kimyasal maddeler yardımıyla ışığa karşı duyarlı hale getirilmiş film, kağıt veya her hangi bir madde üzerine saptayan fiziksel ve kimyasal bir işlemdir. Kelime Yunanca ışık anlamına gelen "photos" ve yazı anlamına gelen "graphes" kelimelerinden oluşmaktadır. Yani ışıkla yazmak anlamına gelmektedir. Fotoğrafçılık uluslararası bir dildir ve modern hayatta üçüncü bir göz vazifesi görür. Fotoğrafçılık bakmakla görmenin ayrı ayrı şeyler olduğunu kanıtlar. Fotoğraf bugünkü gelişme devrinde bir bilim ve diğer bilim kollarının da hiç şüphesiz ki en büyük yardımcısıdır.



TARİHÇESİ

Fotoğrafçılığın başlangıç tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Fotoğraf tarihi karanlık kutu içinde görüntü elde etmenin tarihi olduğu kadar, bu görüntüleri fotokimyasal yollarla saptamanın da tarihidir.

Sekizinci yüzyılda Cabir İbni Hayyam adlı bir Arap'ın Gümüş Nitrat'ın güneş ışığı etkisiyle karardığını bulması ve 15. asırda büyük sanatçı Leonardo da Vinci'nin karanlık odada mevcut ufak bir deliğin dış dünyadaki görünümlerini aksettirmesi fotoğrafçılık tarihindeki önemli başlangıçlardır. Sanatçılar Rönesans devrinde karanlık kutuyu buldular. Böylece, ışığın girdiği ufak bir delik aracılığıyla karanlık kutunun öbür ucunda konunun ters çevrilmiş bir görüntü görebiliyordu. 18. yüzyılda karanlık kutunun bir ucuna mercek ve diğer ucuna da buzlu cam konularak görüntü kutunun dışında görülebilir hale getirildi.

Işığın kimyevi maddeler üzerindeki etkisi ve gümüş tuzlarının görüntü sapma duyarlılığı 200 yıl önceden biliniyordu. 1725 yılında, kireç ve gümüş nitrat sürülmüş bir kağıt üzerine bir şekil konulup güneşe tutulduğunda kağıt üzerinde bu şeklin bir görüntüsünün meydana geldiği görülmüştür. 19. yüzyılın başında kağıt, gümüş nitrat çözeltisine batırılarak negatiflerin elde edilmesi başarıldı. Fotoğrafçılığın ilk ve esaslı gelişmesi, vernikle saydam hale getirilmiş olan kağıt üzerindeki bir görüntünün kalay levha üzerine getirilmesidir. Daha sonra, Yuda Bitümü ile kaplanmış kalay levha üzerine düşürülen bir görüntüde güneş ışığı düşen yerlerin beyazlaştığı görülmüştür.

Niepce ile başlayan fotoğraf çalışmaları 1829 da Jacques Mande, Daugerre ile birleşip 1837 de Daugerreotype'ı ortaya koymalarıyla birden gelişim göstermeye başladı. Bu işlem gümüşle karıştırılmış bakır bir levhanın sünger tozu ve zeytinyağı ile silindikten sonra 1/16 oranında su ve nitrik asit birleşiminde yıkanıp hafif bir ateşte ısıtılmasını ve ikinci defa nitrik aside batırılmasını gerektiriyordu. Böylece hazırlanan levha iyoda batırılıp makineye yerleştiriliyor, ışık durumuna göre 5 ile 40 dakika poz veriliyordu. Elde edilen görüntü 47.5ºC ısıdaki cıvayı kapsayan bir tepsinin içine konulana kadar ortaya çıkmıyordu.

1840 yılında ışığı 16 kere fazla geçiren bir mercek kullanılarak poz süresi düşürüldü. Daugerre tipi ile elde edilen görüntü çok net olmakta ise de gümüş bakır karışımı levhanın kolayca kırılması ve bu yönden çok pahalı olması fazla gelişmesini önledi.

Aynı süreler içinde Henry Fox Talbot bir takım kimyasal maddelere batırılmış kağıtlar üzerinde görüntü elde etmeyi başardıysa da yavaş yavaş kararması ve görüntünün net olmaması nedeniyle kolayca unutuldu. Ancak Talbot'un bu buluşu için ilk defa "FOTOĞRAF" kelimesi kullanılmıştır. Bir süre sonra da negatiflerin pozitife çevrilmesi başarılmıştır. Böylece modern fotoğrafçılığın temeli atılmıştır.

Daha sonra fotoğraf kağıtları, yumurta akına batırılarak pürüzsüz bir yüzey elde edilmiştir. Ancak bu yöntem ayrıntıları ortaya çıkarmakta başarısız olmuştur. Yumurta akının iyotlaşması ise başarılı sonuç vermiştir. Bundan sonra ıslak levha yöntemi daha donra da kuru levha yöntemi bulunmuştur.

Bu tarihlerde bir fotoğraf çekebilmek için ulaşılabilmiş en büyük poz süresi 1/25 saniye idi.

1852 yılında George Eastman, Kodak makinelerinde 10 poz çekebilen bromür kaplı Jelatin rulolar bulunan Kodak fotoğraf makinelerini piyasaya sürerek çok büyük aletler taşıması gereken fotoğrafçıya kolay hareket imkanı sağladı. Fotoğraf çekildikten sonra makine fabrikaya gönderiliyor ve jelatin film kağıttan ayrıldıktan sonra bir cam üzerine yerleştiriliyor ve sonra yeniden makineye film doldurularak sahibine iade ediliyordu.

1870 de Hermann Vogel emülsiyonları muhtelif banyolara batırılarak duyarlılıklarını arttırma yolunu buldu. 1880 yılında kırmızıya karşı duyarlılığı çok sınırlı olan ortokomatik filmin yanında, pankromatik filmler ortaya çıktı. Fotoğraf 19. ve 20. asırda değişik astigmat merceklerin, selüloz asıllı filmlerin kullanılması, fotoğraf makinesi ve film sanayinde gelişmelerle günümüzdeki durumuna geldi.
Tacettin Teymur